fransa kayak

Val Thorens: Angry Boards büyümeye devam ediyor

Blog yazarı: Duygu – Koray Koyunpınar
Tarih: 12.06.2015
yazının orjinal adresi: http://www.bizemikalsin.com/val-thorens-angry-boards-buyumeye-devam-ediyor/

18-25 Ocak 2014. Val Thorens, Fransa.

18 Ocak Cumartesi

Takside havaalanına doğru ilerliyoruz, saat 06:30 suları.. ve telefonlar titreşmeye başlıyor. Angry Boards whatsapp grubu kuruldu tam sene-i devriyesinde. Bu sefer yolculuk Val Thorens‘e. Yine 09:10 uçağıyla Lyon‘a uçuyoruz. Tam tamına 26 kişiyiz! Daha sonra 2 kişi daha katılacak ve Angry Boards 2014 grubu 28 kişi olarak tatiline devam edecek.

Lyon’a iniş bu sefer karlı değil. Geçen sene alabildiğine kar manzarasıyla bizi havaya sokmuştu, fakat bugün neredeyse İstanbul gibi, 8-10 derecelerde bir havayla karşılıyor bizi.

Yine aynı tur şirketinden ayarladığımız otobüse yerleşiyoruz bir an önce. Yol 3 saatten biraz daha uzun sürüyor. Dağa ulaşıp döne döne tırmanmaya başladığımızda da havanın yumuşaklığı hissedilmeye devam ediyor. Artık karın başlaması gerektiğini düşünüyoruz ama hala etrafta kar yok… 1500 metreleri geçtikten sonra artık başlıyor nihayet. 2300 metredeki Val Thorens’e ulaştığımızda şehrin içinden kayak ve board’larıyla geçen insanları görünce rahatlıyoruz. Ski-in ski-out deniyormuş buna, hemen her yere ayağınızda board’unuzla gidebiliyorsunuz neredeyse.

Hemen bu noktada biraz ansiklopedik – daha doğrusu wikipedik  – bilgi verelim:
Val Thorens, Les Trois Vallées (3 vadi) ismi verilen bölgedeki kasabalardan biri. Saint-Bon, Allues ve Belleville isimli vadilerden oluşan bu bölge, birbirine sadece liftler ve pistlerle bağlı olan dünyadaki en büyük kayak alanı! Toplam 600 km’den fazla pist uzunluğu, saatte 260.000 kayakçı taşıma kapasitesi bulunan 183 adet lift ve 2000′e yakın kar makinesi, bölgenin devasalığı hakkında biraz daha net bilgi veriyor olabilir Bölgenin güneyinde bulunan Val Thorens dışında en çok bilinen diğer yerleşim birimleri ise Méribel ve Courchevel.

Val Thorens’i görür görmez, geçen yılki Val D’isere grubunda da bulunan Angry Board’lar arasında hemen bir karşılaştırma havası başlıyor ister istemez. Val Thorens, Val D’isere’e göre daha büyük, daha kalabalık bir yer. Kasabanın geniş bir kullanım alanı var. Pek çok market, dükkan ve restoranla dolu ilk bakışta. Biz Residence la Vanoise‘de kalıyoruz Sarıkaya ve Koyunpınar aileleri olarak. Merkez pist dağıtım noktasında hemen. Sarp ve Koray turizm ofisine, internetten odaları kiraladığımız Val Thorens Immobilier‘e gidip anahtarlarımızı alıyorlar. Bizim 2 kişilik, 27 m2 odamızın 1 haftalık maliyeti 355 Euro. Zorlayarak 3 kişi de kalınabilecek yer mevcut hatta. 1 tane çift kişilik 1 tane tek kişilik kanepe var. Küçük bir masa ve bir köşede mutfak. 2 tane elektrikli ocak, fırın, küçük boy buzdolabı ve hatta mikrodalga fırın. Tek eksiğimiz bulaşık makinası ama isteseler de sığabileceği bir yer yok. Kapıdan girişte küçük bir depo alanı var. Askılık ve boş bavulların ayakaltında durmaması için tasarlanmış. Gayet faydalı. Ve tabii küçük de bir tuvalet. 1 hafta için gayet şirin, ufacık bir ev burası.

Unutmadan ekleyelim, havlu ve çarşaflarımızı biz yanımızda götürdük ama istenirse 10-20 Euro civarında bir ücrete orada da kiralanabiliyor. Bazı odalarda da bunlar zaten bulunuyor, odayı alırken açıklamalara dikkat etmek gerek.

Eşyalarımızı odaya bırakıp biraz çevreyi keşfetmek ve market alışverişi yapmak üzere dışarı çıkıyoruz. Merkezi bir caddedeyiz.  Biraz yürüdüğümüzde Carrefour ve Spar diye 2 marketi karşı karşıya görüyoruz. Spar bir hub şeklinde olan merkezin alt katında. Burada aynı zamanda spor merkezi, havuz, kafeler falan da var. Spar’ı Careefour’a göre biraz daha uygun buluyoruz fiyatlar açısından. Ev alışverişi önemli, eksik oldukça tamamlarız ama evin keyfi de kahvaltılarda, bazen akşam yemeklerinde ve board dönüşü yapılan peynir-şaraplarda çıkıyor doğrusu. Fransa‘daki kayak merkezlerinin en sevdiğimiz kısmı büyük ihtimalle marketlerindeki geniş ve ucuz şarap yelpazesi. Burada fiyata takılmadan 4-5 Euro’dan başlayan fiyatlarla harika şaraplar içebiliyorsunuz. İlk alışveriş için 3 şişe şarap seçiyoruz. (İçtikçe beğendiklerini yaz!!) Biraz ev ekonomisi yaparak sabun, tuz, yağ vb. mutfak ihtiyaçlarımızı evden getirmiş olmamıza rağmen, yumurta, makarna, tavuk, peynir ve cips çeşitleriyle dolu sepetimiz 92 Euro tutuyor. Odaya dönüp hem bavullarımızı hem de buzdolabını yerleştirip minik evimize tam anlamıyla yerleşiyoruz.

Akşam yemeği için Yeliz’in önerisiyle Steak Club‘a gidiyoruz. Burası çok sıcak bir dekorasyona sahip güzel bir restoran. Fiyatlarından da anlaşılıyor zaten. Hamburgerli, Fransız Kronenburg biralı güzel bir akşam yemeğinde tıkabasa  doyuyoruz. Steak Club’ın bulunduğu sokak tam olarak bir barlar sokağı. Burada daha keşfetmek isteyeceğimiz çok güzel mekanlar olduğu belli. Yemek sonrası bulduğumuz en kalabalık bara giriyoruz, Cafe Snesko. Malesef 18-19 yaşında İngiliz gençlerle dolu, barmenlerin saat 22.00 itibariyle sarhoş olup sürekli birşeyler kırdığı ve müziklerin baya kötü olduğu bir yer burası. Biz yolculuğun da yorgunluğuyla erkenden eve dönüşe geçiyoruz. Bizden sonra bir kaç bar daha keşfedilmiş ertesi gün duyduğumuza göre.

19 Ocak Pazar

İlk günün hedefi saat 09:00?da buluşmak. 07:30da kalkıp kendimize güzel bir kahvaltı hazırlıyoruz. Enerjimizi toplayalım  Emmental peynirli çırpılmış yumurta, üstüne evden getirilmiş baharat karışımından biraz, yanında domates, Tomme de Savoie veBaby Bel peynirleri, çay ve hatta odamızdaki filtre kahve makinasında yapılmış güzel bir kahvemiz var. Saat 09:00?da tam anlamıyla hazır olamıyoruz ilk günün dağınıklığı sebebiyle. Kahvaltı, giyinme, board’ların hazırlanması derken 09:30 gibi inebiliyoruz aşağıya. Herkes bizim gibi allahtan… Ekibin toparlanmasıyla ancak saat 10.00 gibi kaymaya başlayabiliyoruz. Bu yıl Türkiye?de henüz hiç kar olmadığı için herkesin sezon açılışı oluyor bu tatil. İlk lifte ulaşmaya çalışırken bayağı vasat bir haldeyiz.

Peclet Gondolu ile Glacier de Peclet?e çıkıyoruz. Sabah birçok insanla aynı anda orada olmamız sebebiyle biraz sıra beklemek durumunda kalıyoruz. Ama kapalı gondoldaki koltuklarda yukarı çıkışımız pek bir konforlu  3000 metrenin üzerinde olan bu tepeden normalde çok güzel manzara olurmuş ancak şansımıza hava kötü, çok rüzgarlı ve sisli. Lac Blanc pistinden kaymaya başlıyoruz, Goulet pistini takip ederek tekrar Peclet liftinin dibine iniyoruz. Buradan tekrar çıktıktan sonra bu sefer daha güneye (pist haritasına göre sağa), Portette telesiyejinin dibine kaymak için Christine pistine giriyoruz. Peclet?ten çıktıktan sonra kaydığımız bu pist, önceki gibi son derece zevkli. Yumuşak ve kaliteli kar sayesinde pistler harika bu yamaçlarda. Portette?ten çıktıktan sonra ise hızlıca Fond ve Plateau pistlerini kayarak Grand Fond gondoluna iniyor, bununla tırmandığımız 3000 metrelik Col de Rosael tepesinden de Falaise pistini kullanarak tekrar Grand Fond?un dibine gidiyoruz. Şimdiye kadarki tüm kırmızı pist seçimlerimiz gibi bu da gayet başarılı. Aynı liftle tekrar yukarı çıkıp bu sefer güney yönündeki seferimize devam etmek için uzun ve keyifli Mauriennaise pistinde kayıyoruz.

Saat 12:00?ye yaklaşıyor ama henüz kimsede açlık belirtisi yok. O yüzden daha yukarılara çıkma isteğine pek yüksek sesli itiraz gelmiyor, biz de Peyron ve Bouchettelesiyejlerini kullanarak 3230 metre irtifadaki Sommet des 3 Vallees?e çıkıyoruz. 3420 metrelik Point du Bouchet tepesinin hemen dibinde bulunan bu nokta, adından da anlaşılacağı gibi, Les 3 Vallees bölgesinin -lift sistemi ile çıkılabilen- en yüksek noktası. Yine kötü hava koşulları yüzünden buranın güzel manzarasına şahit olamadan kaymaya başlıyoruz. Zaten buraya çıkarken kullandığımız iki telesiyej de son derece eski model oldukları için korumasız ve yavaşlar, dolayısıyla yolda bile biraz üşüdüğümüz için son sandalyeden iner inmez fazla zaman kaybetmeden kaymaya başlıyoruz. Pist bakımından seçeneğimiz yok zaten. Bouchet ve Peyron pistlerinden kayarak öğlen yemeği yiyeceğimiz Plan Bouchet?ye iniyoruz. Bu iniş yaklaşık 1 km irtifa kat ettiğimiz bir yol oluyor, düz mesafeyi siz düşünün

Yemek için girdiğimiz ve maalesef ismini not almayı unuttuğumuz mekanda, yanımızda getirdiğimiz ufak sandviçlere ek olarak lahanalı ve karışık sebzeli domuz yahnisi olarak adlandırabileceğimiz bir fransız yemeği yiyoruz. Karel?den öğrendiğimize göre yerel bir yemek olan bu porsiyon bizi ziyadesiyle mest ediyor, sebzelerle birlikte uzun uzun haşlanmış kemikli domuz eti ağızda eriyebilecek kadar yumuşacık hale gelmiş ve tüm tabağa lezzetini bırakmış. Seçimimizden memnun şekilde yemeğimizi bitirip, yeterince dinlendiğimize kanaat getirerek tekrar kaymaya başlıyoruz.

Bundan sonraki tek hedefimiz apre-ski parti mekanı La Folie Deuce?e gitmek. Bunun için öncelikle Rosael liftine biniyor, ardından da Falaise, Lagopede ve Gentianepistlerini kayarak aşağıya sallanıyoruz. Bu son ikisi, pist haritasında mavi renkli olarak gösterilmelerine rağmen hiç de öyle değiller, sadece ufak bir kısmında düzlük var, geneli gayet keyifli bir iniş oluyor. Henüz Val Thorens kasabasına ulaşmış değiliz. Bunun için Cairn gondoluna biniyoruz. Girişi, Caron gondoluyla ortak. Binmek için girdiğimiz ufak bina bize resmen bir metro istasyonunu hatırlatıyor, ?şu bölgeye gitmek için bu lifte, şurası için şu lifte? şeklinde oklarla yönümüzü bulmamız kolaylaştırılmış

Cairn?den indiğimizde Val Thorens?dayız ama parti mekanına ulaşmak için binmemiz gereken Plein Sud telesiyejine ulaşmak için biraz kaymamız gerekiyor ve kasabanın ortasından geçen pisti, etraftaki binaları inceleye inceleye aşağı iniyoruz. Bindiğimiz bu telesiyejin rotası da bir hayli keyifli. Kasabanın en yoğun yerleşimli kısmının tam ortasından, tüm merkezi ayaklarımızın altında izleyerek tırmanıyoruz yukarıya. La Folie Deuce tam bu telesiyejin bitiminde, çoktan başlamış ve hareketlenmiş partiyi sandalyemizden seyrederek iniyoruz liftten. Ortam tıklım tıkış, içeri girmek, rahatça dans etmek bir hayli zor. Ama girmeden önce mataramızdan kafaya diktiğimiz viskinin de etkisiyle bu durum bizim için sorun olmuyor ve direk dalıyoruz ortama. Henüz girişte karşılaştığımız manzara ise şok edici. Adamın biri tam ortadaki masanın üstünde üzerinde sadece g-string olacak şekilde dans ediyor! Tam dansını bitirip leopar desenli içliğini çekmek üzereyken aşağıdan uzatılan bira sayesinde tekrar cıbıl haline geçiyor ve o buz gibi havada soğuk birayı kafasından aşağıya boca ediyor. Ağzımız açık seyrettiğimiz bu sahneyi videoya almayı akıl edemiyoruz maalesef.

Ortamdaki müzik şahane. Bir balkonda yer alan DJ?in önünde, elemanın teki tüm şarkıları canlı söylüyor ve millete sürekli gaz pompalıyor. Dört bir yandan sürekli patlatılan şampanya şişelerinin haddi hesabı yok. Mekandaki insan topluluğu da son derece genç ve kaliteli. Muhtemelen tatil dönemleri olduğu için İsveç?li gençlerin istilasına uğramış kasabada bu durumun etkisi parti mekanında da belli oluyor. Özellikle bekar erkeklerin dibini düşürecek güzellikteki kuzey Avrupa kızlarının yoğunluğu dikkat çekici.

Güzel müziğin etkisiyle bir saati aşkın takıldığımız La Folie Deuce?tan 16:30 gibi ayrılarak odalarımızın yolunu tutuyoruz. Birkaç köprü de kullanarak kasabanın içinden geçen Plein Sud isimli mavi pisti kat ederek apartman kapımızın önüne kadar kayabiliyoruz, bu gerçek bir keyif

Board’larımızı apartmanın girişindeki dolaplara koyduktan sonra odamıza çıkıyoruz. İlk günün yorgunluğu tam olarak üzerimize çökmüş durumda. Duşlardan sonra ve günün notlarını yazarken dün açtığımız şaraba devam ediyoruz.

Evdeki ilk akşam yemeği menümüzde ise tavuk, domatesli makarna ve şarap var. Ertesi gün kayacağımız pistlere bakarken bir yandan da yemeğimizi yiyoruz. Yemek sonrası ekiple telsiz ve whatsapp mesajları sonrası saat 23:00 gibi evin önündeki Malaysia Club?a gitmek üzere buluşmaya karar veriyoruz. O zamana kadar biraz kestirelim 23:00?e doğru uyandığımızda kulübün önünde 300 kişilik sıra olduğu rivayeti dolaşıyor. Kerem’ler önünden geçerken bir de kavgaya şahit olmuşlar. Dışarı çıksak mı çıkmasak mı diye neredeyse geceyarısına kadar düşündükten sonra kimsenin evdeki keyfinden sıyrılıp soğuk havada sıra beklemeyi veya alternatif mekan aramayı gözü yemiyor. Ve sıcak yataklarımıza geri dönüyoruz.

20 Ocak Pazartesi

Önceki geceki tembelliğimizden dolayı buluşma saatini 08:59 olarak belirlemiştik  Biz de bu yüzden 07:45?te kalkıyoruz. Bu sabahki kahvaltımız jambonlu omlet, tomme de savoie peynir ve domates, yanında kahve, çay ve süt. Güzel bir kahvaltıyla başlayınca gün içindeki enerjimiz de yerinde oluyor.

Biz sözümüzü tutup 09:06?da buluşma noktasına gidiyoruz, ancak bütün grubun toplanması ve kaymaya başlamamız maalesef 09:45?i buluyor. En erken giden olarak boşuna acele etmiş olduğumuzu düşünüyoruz, bundan sonraki sabahlar piste yetişmek için koşturmayabiliriz.

Bugünün pist özeti: bol sis, sıfır güneş, minimum görüş seviyesi, dolayısıyla az ve keyifsiz kayış

Hava kötüyken Meribel?de kaymak makbulmüş, zira orası hem daha alçak hem de daha ağaçlıklı olduğu için rüzgardan vs. daha az etkilenirmiş diye bir tavsiye okuduğumuz için oraya yöneliyoruz. Plein Sud ve 3 Vallees 2 telesiyejlerini kullanarakCol de Chambre tepesine çıkıyoruz, buradan diğer tarafa kaymak Meribel?e yönelmek demek. Buradan sonra takip ettiğimiz pist, upuzun kırmızı Lac de Chambre pisti. Normal bir havada bayağı keyifli olabilecek bu pist, biz aşağı indikçe etkisini artıran garip sis/bulut yüzünden bize o kadar eğlenceli gelmiyor. Pistin sonunda iki seçeneğimiz var: İlki, mavi uzun ve ağaçların arasından geçen Ours pistini takip etmek, ki burası her ne kadar muhteşem bir atmosfer vadediyor olsa da düzlüklerle dolu olma riski var. İkincisi ise Plan des Mains telesiyejine binip, snowpark?ın solundan geçen Sittelle pistini takiben Martre pistini kullanarak Meribel Mottaret kasabasına inmek. İki seçenek de aynı yerde bitiyor olmasına rağmen, uzun kırmızı pistte yorulan ekip önce telesiyejie binmeyi tercih ettiği için ikinci seçenek kabul görüyor.

Kasabaya indikten sonra ise grup ikiye bölünüyor. Bir grup kasabada kalıp buradaki Big Airbag?de oynaşmayı tercih ederken, biz, Fatih, Kerem, Ahmet, Egemen, Mutluhan, Velihan, Efe ve Koray İ. Pac du Lac 1&2 telesiyejlerini kullanarak vadinin diğer yamacına tırmanmayı seçiyoruz. Biz bu iki telesiyeji birbirinden bağımsız zannettiğimiz için ilkinin bitişinde vagonlardan çıkıyoruz ama durumu çabuk sezen arkadaşlarımızın ?gir la geri gir? uyarıları eşliğinde vagonlara geri doluşuyoruz. Zira Pac du Lac 1?in bitişi sadece bir istasyon, ikincisine devam etmek istiyorsanız inmeden devam ediyorsunuz, metro misali

Neyse, bu ufak kırocan maceramızdan sonra Saulire tepesine ulaşıyoruz. Buradan tepenin diğer tarafına kayarak Courchevel?e gidilebiliyor, ama bizim bugün öyle bir niyetimiz olmadığı için Niverolle ve Aigle isimli kırmızı pistleri kayarak aynı kasabaya geri iniyoruz. Bu iki pistin uzunluğu gerçekten muazzam, ancak bugün peşimizi bırakmayan sisli kötü hava keyif almamızı oldukça engelliyor. Usta kayakçılar için bu inişlere paralel siyah pistler olduğunu belirtmekte fayda var.

Aşağı indikten sonra grubun kalanıyla buluşup Big Airbag?de takılmaya devam ediyoruz uzunca bir süre. Onur ve Koray İ. grubun en yetenekli boarder?ları olarak hünerlerini sergilerken diğerlerimiz bombalamadan ters Süpermen atlayışlarına kadar çeşitli doğaçlama stilleriyle ortamı şenlendiriyorlar.

Meribal Mottaret kasabası bayağı merkezi, dolayısıyla yemek için birçok seçenek var. Biz büyük grubumuzla sığabileceğimiz Côte Brune isimli a la carte bir restorona giriveriyoruz. Burada yemek yiyip dinlendikten sonra havanın da iyileşmediğini görerek dönüşe geçmeye karar veriyoruz. Bunun için önce Plattiers telesiyejini çıkıp ufak bir ara kayış yaptıktan sonra Cote Brune telesiyejine biniyoruz. Bunun inişinde ise kafalarımız biraz karışsa da Val Thorens levhaları yardımımıza yetişiyor, Chardons ve Plein Sud pistlerini kayarak mahallemize ulaşıyoruz. Bu noktadan sonra grubun büyük bir kısmı bizi hayal kırıklığına uğratarak, saat henüz 15:00 bile olmamışken odalarına yöneliyor. Bizse parti mekanımız La Folie Deuce?un yolunu tutuyoruz. Girişinde gurubun toplanmasını beklerken bize katılan sadece Mutluhan oluyor, kendisiyle keyifli bir muhabbet eşliğinde çikolata yiyip mataralarımızdaki viskileri yudumluyoruz. Yeterince demlendiğimize karar verdikten sonra mekana giriyoruz ve lezzetli müzik eşliğinde takılmaya başlıyoruz. Hemen arkamızdan Karel ve beraberindeki Akbank ekibinin girdiğini görüyoruz. Karel bizle takılırken diğerleri ayrı yöne gidiyor. Zaten 16:00?yı geçerekten mekandan ayrılmaya niyetlendiğimizde Akbank ekibinin keyfinin yerinde olduğunu görüyor ve kendilerine dokunmadan kaçıyoruz. Kafalarımız çakırkeyif vaziyette odamıza kadar kaymak acayip keyifli oluyor. After-ski partilerin güzel yanlarından birinin de bu olduğuna karar veriyoruz

Odaya vardığımızda Duygu duşa girerken Koray da bir kısım market alışverişi için dışarı çıkıyor. Bu sefer kasaba merkezindeki Sherpa?yı denemek uğruna birazcık daha uzağa yürüyor ama sonuç memnuniyet verici. Burası Spar?a göre daha kaliteli ve çeşitli malzeme sunuyor ve üstüne üstlük fiyatları da aynı veya daha ucuz. O yüzden bundan sonraki alışverişlerimizi buradan yapmaya karar veriyoruz.

Akşam yemeğinde domatesli makarnanın kalanına Koray?ın marketten taze aldığı kıymayı kavurup sos yapıyoruz.  Fakat yemek öncesi cips ve şarap keyfini biraz uzun tutmuş olacağız ki, makarnayı yine bitiremiyoruz. Yemekte içtiğimiz Bourgogne Pinot Noir şarabını önceki kadar beğenmiyoruz.

Yeri gelmişken tatilimiz boyunca içip beğendiğimiz şarapları da yazalım:
Chateau Dupeyrat Plouget Cotes-de-Burg
Gariottin Malbec
Domaine Terre Ardente Fitou

Hatta sonradan şarap seçiminde şöyle bir taktik öğreniyoruz arkadaşlardan. Etiketinde şarabın ait olduğu bölgenin haritası bulunuyorsa o şişe yüksek ihtimalle başarılı çıkıyormuş. Bundan sonraki seçimlerimizde bu yöntemi denemek üzere notumuzu alıyoruz  Ha bir de unutmadan, odanızda tirbüşon bulunmama ihtimaline karşılık kendizinkini yanınızda götürmeyi unutmayın.

Bugün yemek sonrası dışarıya çıkabilmek için uyumamakta direniyoruz, hem de şaraba rağmen. Kitaplarımızı okuyup sıcak odada mayışıyoruz. Derken Fatih’lerin de çıkma niyetinde olduğunu öğrenip önce onların evine, şarabımızın son kadehlerini elimize alarak uğruyoruz. 4 kişilik ev oldukça zevkli şekilde döşenmiş. Bizimkine kıyasla büyük ve yaşam alanı daha fazla. Beyhan’la Özay da ordalar zaten, hep birlikte 1 şişe daha şarap ve muhabbet sonrası Kerem’lerin Le Monde Bar?da oldukları haberini alıp dışarıya çıkıyoruz. Burası ilk akşam gittiğimiz Steak Club?ın hemen yanında. İçerisi oldukça kalabalık, müzikler güzel. Ekibin büyük kısmı toplanmış durumda. Efe ve Karel, Yeliz, Mahinur ve Onur, Gülşah, Burak, Fatih, Beyhan, Özay, Kerem, Mutluhan ve Koray İ., Gönül ve Güzide. Neredeyse 2 saate yakın eğlenceli vakit geçiriyoruz Le Monde?de. Saat 00:00 gibi biz eve dönmeye karar veriyoruz. Çıktığımızda hava biraz daha soğumuş. Çevredeki barlara da bakınarak eve doğru giderken arkamızdan Kerem’lerin de çıktığını görüyoruz. Dolaşa dolaşa evlere dağılıyoruz.

21 Ocak Salı

Bu sabah da toplaşmamız ve yola koyulmamız neredeyse 10:00?u buluyor. Burak, Gülşah, Ahmet, Egemen ve Velihan yorgunluk bahanesiyle bize katılmıyorlar şimdilik. Val Thorens kasabamızda hava açık, ancak bazı tepelere sis inmiş olduğunu görüyoruz. Daha açık gözüken kuzey tarafına (haritaya göre sol tarafa) yönelmeye karar veriyoruz. Cairn pistini Boismint telesiyejine kadar kayıp buradan çıkıyoruz. Hava biraz sislense de hala yeterince iyi. Boismint pistinden aynı lifte inip tekrar çıkıyor, bu sefer Haute Combe, Boulaverd du Telepherique ve Gentiane pistlerini kayarak Caron liftine iniyoruz. Kaydığımız pistlerin büyük kısmı güneş altında olduğu için pek keyifli bir iniş oluyor

Bundan sonraki hedefimiz ise ünlü Cime Caron tepesi. Aşağıdan baktığımızda kocaman bir bulut gözüküyor ama aradaki ufak açıklıklardan görüyoruz ki tepenin zirvesi güneş alıyor, demek ki aradaki bulut çok ince. O yüzden çıkmaya karar veriyoruz. Bunun için Caron ve Cime Caron liftlerini kullanıyoruz. Cime Caron devasa bir teleferik. Aynı anda 150 kişi alabiliyor. Zaten içine metrobüs misali doluşuyor insanlar resmen, tıkış tıkış bir çıkış oluyor ve etrafı seyredemiyorsunuz pek. Ama indiğinizde karşılaştığınız manzara akıllara ziyan! Tepe, etrafınızı 360 derece görebileceğiniz kadar yüksek ve sıra sıra Alpler ayaklarınızın altında. Hele bizim çıktığımız sırada altımızda bulunan bulutlar sayesinde büyülü bir görüntü oluşmuş. Muhteşem fotoğrafları için yazının sonundaki galeriye göz atmadan geçmeyin

Burada yarım saati geçkin fotoğraf ve video çekimiyle meşgul oluyoruz. Yolda istemeyerek bizden ayrılmış olan Kerem, Onur ve Koray?ı bekliyoruz biz ve Sarıkaya ailesi. Onlar da geldikten sonra kaymaya başlıyoruz birlikte.

İlk olarak Col de l?Audzin isimli kırmızı pistten kayıyoruz. Bu uzun pist güneşin altında gerçekten keyifli. Ama yol boyunca gördüğümüz sayısız off-piste olanağı ağzımızı sulandırmıyor değil. Bu yüzden Cime Caron?den hemen tekrar çıkıp bu sefer biz erkekler olarak ayrılıp Combe de Caron isimli siyah piste ve ondan dallanan farklı pist dışı rotalara dalıveriyoruz, kızlar ise tekrar bir önceki pistten kayıyorlar. Bu kayışımız keyifli olduğu kadar yorucu da oluyor ve bu sefer öğle yemeği için ara vermek üzere 3. kez Cime Caron?dan çıkıyoruz. Zirvede hava hala güneşli, manzara hala süper. Yanında sandviçlerini getirenlere yemeğini restorandan alanlar da katılıyor ve dışarıda açık havada keyifli bir şekilde piknik yapıyoruz topluca.

Güneşli havanın da etkisiyle kimsenin erken dönmeye veya partiye vs. gitme niyeti yok, herkes son ana kadar kaymak istiyor. Bu sefer farklı bir yamaca gitmek üzere hep birlikteCombe de Rosael isimli siyah pistten kaymaya başlıyoruz. Hemen herkes için zorlayıcı bir kayış oluyor, özellikle kızlar bayağı temkinli davranmak zorunda kalıyor. Bu arada Kerem, Koray İ., Onur ve Efe ekipten ayrılarak sapa gözüken bir yamaçta pist dışına çıkıyorlar. Bizse pisti tamamlayıp Peyron telesiyejinin dibine varıyor, bunu takiben ilk gün yaptığımız gibi Bouchet telesiyejini de kullanarak en tepeye çıkıyoruz. Bu sefer değişiklik olsun diye ikinci seçeneği kullanarak Coraia pistine giriyoruz. Kızlar yorgunluğun da etkisiyle tıngır mıngır normal pistten inerken biz erkekler (ben, Fatih, Sarp ve Mutluhan) bulabildiğimiz her off-piste?e giriyoruz ve aşağı inene kadar iflahımız kesiliyor resmen. Yolumuz Peyron pistiyle devam ediyor ve bu sefer Rosael telesiyejine yöneliyoruz. Bunun sandalyelerine bindiğimiz sırada telsiz konuşmalarından anladığımız kadarıyla bizden ayrılan ekibin durumunun pek iç açıcı olmadığını anlıyoruz. Efe?nin anonsu aynen şu şekilde: ?Kerem, boardları çıkarın ve yürüyün, başka türlü çıkamazsınız!? Sahneyi gözümüzün önünde canlandırmak pek zor olmuyor. Ekibe öncülük eden Efe kayakları ve tecrübesi sayesinde bol karda düze çıkmış bir şekilde, ama arkasındaki board?cular saplanıp kalmışlar kara. Zaten sonradan öğrendiğimize göre, yaklaşık 1,5 saat boyunca yürüyerek iki tepe aşmak zorunda kalmışlar! Fazla maceraperestliğin getirilerinden biri

Bizse Falaise ve Gentiane pistlerini inerek bizi kasabamız geri götürecek Cairn liftine ulaşıyoruz. Bu sırada önünden geçtiğimiz 1-2 telesiyejin kapılarının kapandığını görerek günü gerçekten sonuna kadar kullandığımızı anlıyor, Cairn kapanmadan yetiştiğimize memnun oluyoruz, kendisinin kapanma saati 16:45, bizse bundan sadece 20 dakika önce oraya varıyoruz. Cairn?den indikten sonra odamızın olduğu bölgeye bir 15 dakikalık yürüme mesafesi var. Aslında başka bir telesiyejle biraz yükselip sonrasında eve kadar kayarak gitmemiz mümkün ama bacak kaslarımız artık isyanlarda, bu seçeneği kesin ve net bir şekilde reddediyorlar. O yüzden kah board?larımızın üzerinde kızak yaparak, kah bulduğumuz değişik asansörleri kullanıp kah da yürüyerek odamıza varıyoruz.

Biz hemen odamıza girmek yerine, board?larımızı apartmanın zeminindeki kayak odasına bırakıp dışarıdaki güzelim kokuya tav olarak soluğu bir waffle?cıda alıyoruz. Nutellalı muzlu waffle?ı afiyetle mideye indirdikten sonra sokağımızdaki mağazaları geziyor, bu sırada hatıralık magnet ve tabağımızı alıyoruz.

Odaya döndüğümüzde saat 18:00?e yaklaşıyor. Bugün bol eforlu, deli dolu bir kayma günüydü. Yorgunluğu da eve girer girmez anlaşılıyor. Duygu yatağa doğru koşarken, Koray daha azimli çıkıp duşa giriyor. Duşlar sonrasında sıra yine büyük bir keyif olan akşam yemeğini hazırlamaya geldi. Bu akşam tam bir Fransız menümüz var: Raclettepeyniri, şarap ve bolognese soslu makarnamızın dünden kalanı. Odamızda bulunan pek çok elektrikli aletten bir tanesi de raclette makinesi. 6 tane küçük peynir bölmesi olan üstten ısıtmalı bu makinanın, üstüne de peynirler erirken ısınmak üzere ekmek koymak mümkün. 1-2 acemilik denemesinden sonra peynirin tamamen eriyip hatta biraz da kızarmasını sağlayacak bir kıvamda pişirmeyi çözüyoruz. Bir yandan makarnamızı bitirip, diğer yandan makinanın üzerinde ısınmış ekmeğimizle raclette?lerimizin tadını çıkarıyoruz.

Saat 22:00 gibi kimseden ses çıkmasa da akşamı değerlendirmek adına birer bira içmeye çıkmaya karar veriyoruz. Val Thorens sokakları Val D?iseredeki gibi ışıl ışıl bir masal kasabasını andırmıyor maalesef. Daha karanlık, az ışıklı ve dağınık.. Barlar sokağına çıkıp bira içeceğimiz yere karar vermeye çalışıyoruz. The Frog, ?The Highest Bar in Europe??a kapısından başımızı uzattığımızda 10 dk sonra canlı müzik başlayacağını öğreniyor ve hemen içeriye yerleşiyoruz.

Canlı müziği beklerken barda biralarımızı yudumluyoruz. Murphy?s deniyoruz ama bir Guiness değil maalesef. Bir yandan biralarımızı içerken bir yandan da barda kendince çok eğlenen barmenleri izliyoruz. Boş barda eğlence havası yaratmak için abartılı danslar ederek eğlenmeleri görülmeye değer  Müzik başladığında alternatif rock çalan The Dirty Pigeons isimli İngiliz grup oldukça keyifli şarkılarla açılış yapıyor. Biralarımızın bitmesine yakın, grubun çaldığı tarafa doğru yerimizi değiştiriyoruz. Bar yavaş yavaş dolmaya başlıyor. Yine genç üniversiteli grupların doldurduğu ortamda çılgın gençlerimiz eğlenmeye devam ediyorlar. Derken The Frog Challenge için müzik duruyor. Barın üzerindeki tahtada okuduğumuz kadarı ile biliyoruz: ince uzun bir deney tüpünü andıran bira bardağını (en az 1 lt kapasiteli) 45 saniyede içene bedava bira, 30 saniyede içene bütün gece bedava bira vaadediyor. Rekorun sahibi ise 10,7 saniyede bu bardağı bitirmiş! Sahneye gelen yarışma bardağı ağzımızı açık bırakıyor. En az 1 litre derinliğinde bu bardağı deneyen arkadaş maalesef bitirmeyi başaramıyor. Ondan sonra başka kimse denemeye gönüllü olmuyor tabi ki

Canlı müzik reklamımıza dayanamayan Gülşah, Fatih ve Ahmet katılıyorlar bize saat 23.00 gibi. Gençlerin çılgın dansları arasında müziğimizi dinleyip keyifli bir akşam geçiriyoruz. Hatta 2 güzel üniversiteli kızın bizi kendi aralarına katma çabasını da geri çevirmeyerek biz de bir süre aralarına karışıyoruz. Müzik saat 01:00 gibi bitiyor. Biz de evlerimize yollanıp kalan vaktimizde kesintisiz bir uykuya dalıyoruz.

Tin tin kaydık Tignes’de

Blog yazarı: Duygu – Koray Koyunpınar
Tarih: 28.01.2013
yazının orjinal adresi: http://www.bizemikalsin.com/tin-tin-kaydik-tignesde/

19-26 Ocak 2013, Val-d’Isère, Fransa.

22 Ocak Salı

Önceki gece gruptan kimse dışarıya çıkmadığı için sabah erkenden 09:00′da pistte buluşma kararı alınmıştı. Biz de hem bu nedenle, hem de kahvaltı malzemiz kalmadığı için 07:00′de kalktık. Duygu ve Nihan birlikte markete gidip alışveriş yaptılar. Çeşit çeşit peynirler ve ekmekle birlikte döndüler ve güzel bir kahvaltı yaptık. Kahvaltı sonrası telsizlerimizden haberleşerek 09:30 gibi piste çıktık ama grubun toplanması ve yola düşmemiz yine 10:00′u buldu maalesef.

Bugünkü hedefimiz Tignes, yani dün gittiğimiz yönün tam aksine doğru ilerleyeceğiz. Buradaki nihai amacımız da, yine bölgenin en yüksek tepesi olacak: 3500 metredeki Le Grande Motte tepesi. İlk iş yine L’olympique’e binip, ardından 3J pistinden kayarak Borsat Express telesiyejine ulaştık. Bunu kullanarak çıktığımız Col de Fresse tepesinden aşağıya Fresse ve Prariond pistlerini kayarak Val Claretkasabasına vardık. Prariond bayağı uzun ama birçok düzlük içeren bir pist, dolayısıyla ekipten sık sık durup board çıkarmak zorunda kalanlar oldu.

Val Claret’te yapmayı planladığımız ilk şey, haritada ilgimizi bir hayli çeken Funiculaire Grande Motte‘ye binmekti. Bu yine füniküler tipinde bir ulaşım aracı, ki zaten binilen ilk istasyon yerin altında bulunuyor. Tamamen dağın altında olacak şekilde çok uzun bir mesafe seyreden bir hat. Ayrıca düz değil, kavis çizen bir yolu var. Son derece hızlı gitmesine rağmen bir seferi 15 dakika sürüyor, fünikülerin gerçekten ne kadar uzun olduğu anlaşılabiliyor böylece. Çok başarılı bu teknolojik araç karşısında ağızlarımız bir kez daha açık kaldı ve tüm emeği geçenleri takdir ettik haliyle.

Bu füniküler bizi 3030 metredeki Ski d’Ete tepesine kadar çıkarttı. Amacımız bundan sonraki Grande Motte telesiyejini de kullanarak 3450 metreye kadar çıkmaktı ama maalesef oraya vardığımızda telesiyejin kapalı olduğunu gördük. Mecburen bulunduğumuz yerden aşağıya kaydık. Dahu, Face, Double M ve Cirse pistlerini kullandık. Haritada kırmızıyla gösterilmiş olmalarına rağmen birçok mavi pistten bile daha kolay denebilir bunlar için. Bu güne kadar kaydıklarımız arasında en beğenilen, en zevkli pistler oldular. Grubun ortalama tecrübe seviyesi için eğim ve kar durumu idealdi. İleri seviye olanlarımız, pist boyunca kendilerine birçok ufak rampa buldular ve hoplaya zıplaya aşağı indiler. Orta seviye olanlarımız da hem hızlarını hem de tekniklerini geliştirme fırsatı bulmuş oldu. Önceki gün yağan karın da sayesinde pistler mükemmele yakın vaziyetteydi.

Bu inişten sonra tekrar füniküleri kullanarak çıktığımız tepede öğlen yemeğimizi yedik. Hava çok güzel olduğu için kafeden aldığımız yemekleri dışarıda yedik. Kafenin önünde bulunan şezlong sandalyelere oturup neredeyse güneşlenerek yemek yedik diyebiliriz. Ancak havanın soğukluğu, biramızın köpüğünü dondurarak kendini belli etmeyi başarıyordu.

Yemekten sonra tekrar uzun ve keyifli pistlerden iniş gerçekleştirdik. Daha sonra Tignesbölgesinin batı (haritada sağ) yamacına tırmanan Tichot ve Grattalu telesiyejlerine binerek Col du Palet tepesine ulaştık. Buraya çıkarken yukarıdan kocaman birsnowpark gördük ancak kapalıydı. Zaten açık olsa da girmeye cesaret edemezdik, zira devasa rampalar bulunuyordu. Ama içindeki tüm oyuncakları ve düzeniyle birlikte çok başarılı gözüken bir snowpark’tı. Col du Palet’ten, Signal ve Carline pistlerini kullanarak tekrar Val Claret’e indik. Bazı arkadaşlarımız Carline pistinin sonunda bulunan half pipe‘a girdiler. Sonradan anlatıklarına göre çok da keyifli olmuş.

Carline pistini indikten sonra ikimiz diğer arkadaşlardan koptuk ve Les Lanchestelesiyejini kullanarak Double M pistinin başına çıktık. Bu sırada telsizden haber veren arkadaşlar Val Claret’de bizi beklediklerini söylediler. Biz ne kadar elimizden geldiğince aceleyle inmeye çalışsak da bu Double M ve Cirse pistlerinin uzunluğu gerçekten takdire şayan, aşağıya tüm hızımızla kaymamıza rağmen 15 dakika civarında beklettik insanları. Ama indiğimizde onların hiç de bizi bekler bir hali yoktu. Gayet kendi aralarında eğlenceli aktivitelere girişmişler, hatta bize sonradan izlettikleri aşağıdaki şu Angry Birds videosunun çekimi ile meşgul olmuşlardı

Bu saatten sonra eve dönüş yoluna geçme zamanı gelmişti. Val Claret’ten Val-d’Isère yönüne doğru çıkan Bollin ve Claret isimli 2 telesiyej var. Bunların özelliği, biniş noktasında dipdipe, hatta birbirlerine yapışık olmaları. Val-d’Isère’e gitmek isteyenler Bollin’e, tekrar kayıp Val Claret’e inecek olanlarsa Claret’e biniyor. Ancak bindikten sonra farkediyorsunuz ki iki telesiyejin sandalyesi de aynı hat üzerinde devam ediyor. Yolun ortasında Claret’in sandalyeleri sola doğru dönüp ayrı bir hatta ayrılırken Bollin’in sandalyeleri düz şekilde kendi hattında devam ediyor. Biz tabi bunu önceden bilmediğimiz için Claret’in dönüşüne yaklaştığımızda panik olup sandalyenin ayaklığını kaldırmaya çalıştık. Neyseki yanımızdakiler engel olup bizim sandalyemizin düz gideceğini söylediler. Bir kez daha ilk defa gördüğümüz bir teknolojiye tanıklık ederek hayranlık içinde kaldık.

Telesiyejden indikten sonra Col de Fresse pistini kullanarak parti mekanına indik. Bu noktadan sonra Duygu partiye yönelirken ben Mont Blanc telesiyejine gittim. Buraya varmadan önce sol tarafta çok güzel bir vadi bulunuyor. Uzun ve derince olan bu vadi resmen doğal bir half pipe oluşturmuş. Sarp’la birlikte buraya girdik. Önümüzdeki sağlam board’cuların süper hareketlerini izledikten sonra biz de buradan kayıp Mont Blanc telesiyejine bindik. Sonrasında partinin de çok zevk vermemesi üzerine,Criterium pistini kullanarak en aşağı inip otobüse bindik ve kasabaya geri döndük.

Akşam duşlarımızı aldıktan sonra Nihan ve Duygu K. tarafından yapılan domates soslu makarnamızı şarap eşliğinde yedik. Ardından yine ufak bir market alışverişi için dışarı çıktık ve dönüşte wi-fi internet kullanımının bulunduğu Quicksilver mağazasının kafe bölümüne oturduk ve 2 saatimizi facebook’ta geçirdik  Burası hakkında biraz daha detay vermek gerekirse: markete yakın bir noktada Quicksilver-Roxy mağazası bulunuyor ve bu mağazanın içerisinde güzel bir kafe-restoran mevcut. Hem yiyecek içeceklerin fiyatları uygun hem de free wi-fi var. Biz bir nevi öğrenci mekanı gibi keşfettik burayı. 2 Euro’ya bir kahve söyleyip saatlerce istediğiniz gibi wi-fi kullanabiliyorsunuz.

Market erzaklarımızı eve bıraktıktan sonra arkadaşlarla buluşup Mull-It grubunu seyretmek üzere Moris Pub‘a gittik. 1996 kuruluşlu İngiliz grup, önceden kendilerini izlemiş arkadaşlarımızın övdüğü kadar varlar. Modern ve klasik rock arası gidip gelen bir repertuara sahipler. Gece 01:00′e kadar süren programlarını zevkle dinledik.

23 Ocak Çarşamba

Sabah 8:00-8:30 gibi kalkıp bu sefer daha güzel bir kahvaltı hazırladık. Duygu’nun yumurta, emmental peyniri ve domuz jambon kullanarak yaptığı muhteşem bir omlet kahvaltımıza renk kattı. Sonra 9:30 gibi buluşup kendimizi pistlere vurduk. Bugünkü hedefimiz yine Tignes bölgesi. Dün kaymadığımız farklı pistlere gitmek niyetindeyiz. Tignes’e giderken yine L’Olympique telesiyejini kullanırken Fatih’le ben altımızda kalan görüntüden gaza gelerek yine aynı isimli siyah zorluktaki uzun ve dimdik L’Olympiquepistinden bugün artık kayalım dedik. Diğer arkadaşlarımız Tignes’e doğru seyrederken biz telesiyejden iner inmez dibinden başlayan olimpiyat pistinden kaymaya başladık. Kayakçılar için çok zevkli olduğu belli olan bir pist ama biz de yeterince zevk aldık. Daha taze kar olsaydı daha da zevkli olurdu ancak 2 gün önce yağmış olan kar bile bizim için yeterliydi.

Sonrasında arkadaşlarımızı yarı yolda yakaladık. Bu sefer Borsat Express’i kullanmamaya karar verdik, zira dün onun inişinden sonraki pistin düzlüklerinde bayağı zorlanmıştık. Bunun yerine Diebold ve Verte pistlerini takip ederek Tommeuses telesiyejinin dibine indik. Bu bizi Val-d’Isère ve Tignes bölgelerinin sınırı sayılabilecek Toviere tepesine çıkardı. Telesiyejden indikten sonra gerçekten öngördüğümüz gibi zorlanmadan Val Claret kasabasına indik. Oradan sırasıyla Tichot ve Grattalu telesiyejlerini kullanarak yukarı tırmandık. Grattalu telesiyejinin sağında ve solunda kalan snowpark’ların bugün açık ve kullanıma hazır olduğunu gördük. Sabah yola çıkarkenki hedefimiz Col du Palet tepesinden sonra biraz daha ileri gidip yeni pistler keşfetmekti ancak snowpark’ların bu çekici halini gördükten sonra kararımızı değiştirdik ve özellikle Sarp, Fatih, Burak, Gülşah ve ben rampalardan atlamaya gittik. Rampalar, Türkiye’de henüz rastlayamadığımız şekilde farklı zorluk derecelerinden oluşuyordu. Küçük, orta ve oldukça büyük yüksek rampalar mevcuttu. Hepsi kurallarına göre hazırlanmış son derece muntazam rampalardı. Mesela biz önce orta büyüklükteki rampalarda boyumuzun ölçüsünü aldıktan sonra daha ufaklara yöneldik. Parkta bunlar dışında box ve rail’ler de bulunuyordu. Gerçi hiçbirimiz bunlara girmeye cesaret edemedi ama çok düzgün gözüktüklerini söylebiliriz.

3-4 tur Grattalu’dan çıkıp parklarda oynaştıktan sonra Le Palet isimli kafede öğle yemeğimizi yedik. Bu kafedeki fiyat-performans oranını çok beğenmedik diyebiliriz. Snowpark’a daha fazla girmek isteyenimiz olmadığı için öğle yemeğinden sonra asıl hedefimize yöneldik. Col du Palet tepesinden Le Mur pistini takip etmeye başladık. Grubun çoğunluğu Lac pistini kullanarak Grand Huit telesiyejinin dibine inerken Burak, Gülşah, Fatih, Kerem ve ben Lac pistinden ayrılıp bol kara girdik. Bu bol kar inişinden sonra kafamızı kaldırıp arkamıza baktığımızda kayalıklar ve dik yamaçlardan oluşan bir bölgeden inmiş olduğumuzu farkederek görüntüden mest olduk. Kayışımız tehlikeli değildi aslında ama indiğimiz yerden bakınca görüntü öyle söylemiyordu :)

Grand Huit telesiyejinden sonra L’Aiguille Percee tepesine çıkan aynı isimli telesiyejin dibine kaydık. Bu tepede ilginç şekillere sahip kayalıklar bulduk. Pistten hemen kaymak yerine kısa ama dik bir yamacı yürüyerek tırmanıp bu kayaların dibinde fotoğraf çektirmeye niyetlendik. Ancak bu çok dik yamaca maalesef herkes tırmanamadı ve şekilden şekle girip kayıp düşerek zaman ve enerji kaybettik. Çıkabilenler ve yarı yolda kalanlarla da olsa bir fotoğraf çekmeyi başardık.

Bundan sonra mavi Corniche ve kırmızı Bleuets pistlerini uzun uzun kayarak Val Claret’in biraz aşağısında kalan Tignes-Le-Lac isimli küçük ve şirin bir kasabaya indik. Daha çok orta-üst yaş ve aileli turistlere hitap ediyor gibi gözüken bir kasaba. Gliss-Park isimli ufak bir gölcük var içinde. Biz gördüğümüzde donmuş haldeydi ancak sanırız yaz aylarında burada su aktiviteleri yapılıyormuş. Gölün etrafında köpekli kızaklarla gezintiler yapılan yollar kasabının şirinliğine şirinlik katıyordu.

Buraya gelene kadar kaybettiğimiz zaman dolayısıyla artık dönüşe başlamamız gerektiğini farkettik, saat 15:00′i geçmişti. Kasabadan Val-d’Isère yönüne doğru çıkan uzun Aeroskiteleferiğine binerek Toviere tepesine çıktık. Toviere tepesinden Creux pistini kayarak Mont Blanc telesiyejine indik. Buradan sonra grup ikiye ayrıldı ve bir kısmımız partiye giderken diğerlerimiz aşağı kayışa devam etti. Duygu ve ben kayan gruptan da ayrılarak farklı pistleri kullanmaya karar verdik. Verte pistini takiben Triffolet pistine girdik. Bu seçimimizde yanılmadığımızı farkettik zira gayet keyifli bir pistti. Aşağıya, La Daillebölgesine indiğimizde saatin henüz 16:00 olduğunu farkedip liftler kapanmadan, ki çoğu 16:30′da kapanıyor, bir çıkış daha yapalım dedik. Bunun üzerine Daille teleferiğine bindik. Bu çıkışımızın inişindeyse tamamen Verte pistini kullandık ve bitişinde otobüse atlayıp odamıza döndük.

Odaya girişimizden 5 dakika sonra gün boyunca bizden ayrı kayan Duygu K. ve Nihan da geldiler ve Duygu’nun sakatlanmış olduğunu gördük, sağlık merkezinden geliyorlardı. Kayarken düşüp bileğini burkmuştu. Ancak sağlık merkezinde detaylı röntgen çekilemediği için kırık olabileceği ve hemen müdahele edilmesi gerekebileceği söylenmiş kendisine. Bu olay sayesinde kayak tatilinde yurtdışı sağlık sigortasının önemini görmekle birlikte aslında nasıl kullanılması gerektiğini pek de bilmediğimizi farkettik. Bu gibi acil durumlarda ihtiyacımız olabilecek telefon numaralarını en baştan hazırlamak gerekiyor öncelikle. Neyse ki internet ve bizi buraya getiren otobüs acentesinin yardımıyla Duygu K. eve dönüşünü organize etti. Uçak biletini değiştirdi ve ertesi sabah kendisini odanın önünden alacak özel bir araç ayarladı. Türkiye’de gerekli tedaviyi görmek üzere buradan ayağı alçılı bir vaziyette ayrılacak.

Bu arada Koray, Kerem’in haber verdiği Airboard adı verilen aktiviteye katılmak üzere odadan çıkıyor. Akşam üzeri minik bir pistte hava yastıkları üzerinde yüzüstü kaymaca eğlencesi :) İlk bakışta hiç de öyle gözükmemesine rağmen kayarken beklemediğiniz kadar eğlenebileceğiniz bir aktivite. Val-d’Isère’de hafta boyu bu ve buna benzer çeşitli etkinlikler oluyor. Bunları buraya gelmeden önce inceleyebileceğiniz gibi, telefonunuza indireceğiniz Val-d’Isère uygulamalarında da her an bulabilirsiniz. Örneğin Iphone için şu linkteki uygulamayı biz tüm hafta boyunca başta skimap amaçlı olacak şekilde kullandık. Tamamen offline çalışabilen bir uygulama. Şiddetle tavsiyedir: Val d’isère Ski Guide

Bu akşam yemek için yine grupla birlikte çıkıyoruz. Önceki seneden tecrübeli arkadaşlarımızın tavsiyesiyle Chez Paolo Pizzeria‘ya gidiyoruz. Burada fiyatlar normal, lezzetler süper. Gerçek bir İtalyan restoranında olduğumuz için tabi ki pizza sipariş ettik ve bayağı başarılı bir pizza yedik. Bunun dışında risotto‘sunu de denedik ve o da gayet güzeldi. Çoğunluğu İtalyan olan geniş bir şarap menüsü var. Günün şarabı olarak önerilenden içtik ve herkes bayıldı diyebiliriz. Bazı arkadaşlar tatlı da söyledi ve gerçek İtalyan tiramususu çok başarılı bulundu. Paolo’daki zamanımız güzel yemekler ve güzel şarap eşliğinde o güne kadarki board maceralarımız hakkında sohbet ederek geçti. Uzun uzadıya oturup grupça kaynaştığımız bir akşam oldu.

24 Ocak Perşembe

Bugün yine Tignes’e gidiyoruz, zira kaymaktan en çok zevk aldığımız pistler orada. Genelde önceki gün kaydığımız pistleri kullandık bugün de. Bugüne özel bahsetmeye değer bulduğumuz, Val Claret’te öğle yemeğini yediğimiz Le Carline isimli kafe var. Fiyatları uygun, hotdog 5 Euro, panini 6 euro, hamburger 7 euro. Hava da çok güzeldi. Bulutsuz masmavi bir gökyüzünün altında kafenin şezlonglarına serilip keyif yaptık. Yemeklerimizi aldığımız yer de dışarıdaki fastfood kısmıydı. Burada çalışan arkadaş rastalı, sneakers ayakkabı giyen eğlenceli bir tipti. Ortamda çalan alternatif rock müzik de bizi ayrıca mest etti :)

Akşam yemeği için 2 gün önce gittiğimiz krepçiye gittik ama bu seferki amacımız galette veya krep yemek değil, raclette denen İsviçre’ye özgü bir peynir atıştırmacası. Özel bir bir ısıtma cihazına çeyrek tekerlek raclette peynirini koyup eridikçe üzerinden bir spatula yardımıyla sıyırıp alıyorsunuz. Yanında soğuk aperatif olarak jambon çeşitleri, yeşillikler ve ufak turşucuklar getiriyorlar. Raclette’nin porsiyonu 25 Euro. Başka mekanlarda bu fiyat 30′u geçebiliyor. Porsiyonun içine aperatif malzemeler de dahil. Dolayısıyla çok çok aç değilseniz bir porsiyon söyleyip 2 kişi paylaşabilirsiniz, zira jambonlar vs. yeterince bol geliyor. Peynir zaten kocaman bir parça, ondan yiyebildiğiniz kadar yiyebiliyorsunuz, ki zaten bitiremiyorsunuz da.

Yemekten sonra Burak’ların evinde buluştuk grup olarak. Sarıkaya ailesi hariç 12 kişi oradaydık. Çoğunluk evdeki stokları tüketircesine şarap içti, kimimiz viski ile devam etti. Hazır mojito ve pina colada kokteyllerinin de icabına bakıldı. Tam her şey kontrol altında gidiyordu ki, Fatih’in duty free’den aldığı Jack Daniel’s Tennessee Honey (bal likörü), “aa bu da neymiş, bi tadına bakalım” şeklinde açılmak suretiyle ortama akıverdi ve herkesin dengesini dağıttı. Zaten şişenin açılış ve tadım şekli direk şişeyi kafaya dikmek şeklinde oldu. Bu noktada işlerin kötüye gideceğini anlamamız gerekiyordu aslında :)Bal likörünü herkes sevdi, 12 kişinin 12′si de.. ve çok kısa bir sürede, tahminen yarım saatte koca 1 litrelik şişenin dibi görüldü. Böylelikle dışarı çıkıp eğlenmeye devam etmek için kafalarımız ideal bir hale gelmiş oldu.

Evde yükünü alan Angry Boards ekibi, ününü daha önce duyduğu Doudoune Club‘a yöneldi. Burası Daille bölgesinde bulunan gayet büyükçe bir gece kulübü, bizim evlere yürüme mesafesinde. 10 Euro giriş ücreti, 2 Euro vestiyer ücreti var. Kaliteli müziklerin çaldığı son derece eğlenceli bir mekan. Bu kadar eğlenceli bulmamızda kafalarımızın güzel olmasının da etkisi varmıştır belki ama Val-d’Isère’de bizim gördüğümüz en kaliteli gece mekanı olduğu için tavsiye ediyoruz. Bizzat gidip görme fırsatımız olmadı ancak buna benzer kalitede bir de Dicks Tea Bar varmış.

Dönüşte kafalar iyice uçuk bir şekilde, normalde 5 dakika süren yolu, kaybolup kendi etrafımızda daireler çizerek katedip 25 dakikada ancak girebildik eve. Yatmamız 04:00′ü buldu. Bu da zaten ertesi günkü kayak performansımızı etkileyecek bir durum olacaktı.

25 Ocak Cuma

Bugün kayacağımız son gün. Ertesi gün eve döneceğiz. Ekip dün akşamki muhteşem performansı yüzünden 11:00′de ancak toplanabiliyor pistin önünde. Çoğunluk gününü Glacier bölgesinde, pek de kaymadan, daha çok kafelerden birinde güneşlenerek geçirirken Koray, Duygu ve Sarp üçlüsü Tignes’in Val Claret kasabasına gidiyoruz. Bu arada bugün Sarıkaya ailesini sadece Sarp temsil ediyor, Yeliz ve Mahinur yorgunluk ve hastalık sebebiyle dışarı çıkamamış durumdalar. Bizim de board performansımız önceki günleri aratıyor. Geç çıkmamıza rağmen 1-2 saat kaydıktan sonra pilimiz bitiyor ve dönüş yoluna geçiyoruz.

Bugün kötü ve az kaymamıza rağmen yeni yerlere de gitmeyi başarıyoruz aslında. Tignes’e ilk geçtiğimiz gün çıktığımız Ski d’Ete tepesinden sonra bölgenin en yüksek zirvesi olan Le Grande Motte‘ye, 3500 metreye çıkan telefereğin bugün açık olduğunu görüyoruz, dolayısıyla Val Claret’ten fünikülerle Ski d’Ete tepesine çıktıktan sonra bir de Grande Motte telefereğini kullanarak 3456 metreye ulaşıyoruz. Bu teleferikten biraz bahsetmek gerekirse, burada bindiğimiz en heybetli teleferik diyebiliriz. Kendisi yaklaşık 100′e yakın insan alabiliyor ve 9 tonun üzerinde taşıma kapasitesi var. Heyhula gibi bir şey yani. Zaten çıktığı yer çok rüzgarlı bir tepe. Büyüklüğü ve ağırlığı sayesinde fazla sarsılmadan insanları zirveye taşıyabiliyor.

Grande Motte telefereğine binişte 10-15 dakika sıra beklemek durumunda kaldık. Çıkılan tepe de son derece soğuk ve rüzgarlı. Bugün hava yine tamamen güneşli olmasına rağmen bu zirvenin rüzgarı insanı donduruyor. -20′leri görüyoruz burada, ki 500 metre aşağıda 10 derece daha sıcak olabilir hava. Ama tüm bunlara rağmen buraya gelen herkese buraya çıkmalarını tavsiye ediyoruz. Çünkü rakımı yaklaşık 3500 metre olan bu zirveden harika bir manzara seyredilebiliyor. Espace Killy bölgesinin neredeyse bütün tepeleri ayaklarınızın altında. Çok soğuk olmasına rağmen hızlıca panaromik birkaç fotoğraf çekiyoruz. 3456 levhasının altında da fotoğraf çekiliyoruz ve daha fazla donmadan aşağıya kaymaya başlıyoruz.

Yorgunluğumuz sebebiyle bugün 15:30-16:00 gibi kısmen erken bir saatte paydos ediyoruz. Bugün Çarşamba günkü Airboard etkinliğinden yine var, o gün deneyemeyen Duygu için gidiyoruz. Önce birlikte bir tur kaydıktan sonra Duygu çok sevdiği için tekrar tırmanıp bir tur daha atıyor. Hatta bu ikinci turunda hızını alamayıp filelere giriyor :)Ardından İstanbul’a götüreceğimiz peynir ve şarapları almak üzere markete gidiyoruz ve sonra Duygu’yla ben evde başbaşa makarna şarap keyfi yapıyoruz, Nihan bize katılmıyor.

26 Ocak Cumartesi

Cumartesi günkü dönüş yolumuz için anlatmaya değer pek bir şey yok ancak gruptaki muhabbetin ana konusunu tahmin etmek güç olmasa gerek. Özellikle ilk defa yurtdışında kayak tatiline çıkan biz gibiler, bu haftadan çok etkilenmiş durumda ve genel kanı artık Türkiye’deki tesislerde kaymaya kolay kolay gidemeyeceğimiz, gitsek de pek zevk alamayacağımız yönünde. Val-d’Isère hakkındaki güzel anılarımızı birbirimize defalarca anlata anlata önümüzdeki yıllar için de iyice gaza geliyoruz. Bu tatilimizin güzel bir başlangıç olduğundan eminiz ve Angry Boards efsanesinin doğuşunu sağlayan grubun bir parçası olmaktan gurur duyarak evimize dönüyoruz.

Val-d’Isère’de bir efsane: Angry Boards

Blog yazarı: Duygu – Koray Koyunpınar
Tarih: 27.01.2013

yazının orjinal adresi: http://www.bizemikalsin.com/val-diserede-bir-efsane-angry-boards/

19-26 Ocak 2013, Val-d’Isère, Fransa.

19 Ocak Cumartesi

Sabah saat 9.00 gibi kalkışa geçen uçağımız Fransa saatiyle 12:00 civarı Lyon-Saint Exupéry havaalanına indi. Hemen otobüsümüze bindik. 15 kişilik bir gup olmamıza rağmen büyük bir otobüs gelmişti ve 3 saatlik Val-d’Isère yolculuğumuzu rahat rahat gerçekleştirebildik. Tatil boyunca bir arada olacak Angry Boards ekibinin ilk kaynaşması   Biz Koyunpınar ailesi, Gülşah Cebiroğlu, Yosun Erkmen, Fatih Kızkun, Burak Öztürk, Kerem Karşılıklı, Efe Demir & Karel Barbur çifti, Sarıkaya ailesi olarak Sarp & Yeliz Sarıkaya ve Mahinur Sarıkaya, Egemen Edrem, Nihan Albayrak ve Duygu Karaboncuk.

Lyon‘dan Val-d’Isère‘e olan yol çok eğlenceli değil ama bizim gibi Alp Dağları‘nı ilk defa görenler için ilginç olabilir. Bir noktadan sonra sağlı sollu yüksek dağların ihtişamlı görüntüleri bizi bayağı etkiledi. Yolculuğun son 1 saatlik bölümü dağ yollarından oluşuyor. Çok virajlı ama cam kenarında oturunca etrafı seyretmesi oldukça keyifli.

Akşam 16:00 sularında Val-d’Isère’e vardığımızda hava hafif kararmaya başlamıştı. Kasaba akşam ışıkları sayesinde çok şirin bir hal almıştı. Masallardan bir sahne gibi gözüküyordu. Her yer kar, sarı ışıklar, düzenli yollar ve sağlı sollu dükkanların arasında yürüyen insanlarla doluydu. Ufak ve şirin bir yer ve çok güzel süslenmiş bir kasaba burası. Bizde bıraktığı ilk izlenim son derece etkileyici.

Buraya gelir gelmez öncelikle odaların anahtarlarını almak üzere Val-d’Isère Agency’e gittik. Formlarımızı doldurup anahtarlarımızı alarak odalarımıza doğru yöneldik. Odalarımızın yeri harikulade. Mars isimli binada, 27 metre karelik odada 4 kişi kalıyoruz. 2 kişilik yatak odasına biz, salondaki çek-yata da Nihan ve Duygu K. yerleşiyorlar. Oda ufak olduğu için ilk iş valizlerimizi boşaltıyoruz. Salon biraz daha ferah. Mini fırın, bulaşık makinesi, kahve makinesi, mini buzdolabı, kettle gibi temel ihtiyaçlarınıza yardımcı olabilecek her türlü şey mevcut. Tabak, çanak, bardak, kadeh gibi mutfak eşyaları da var. Bu bakımdan burası 1-2 hafta kalmak için çok uygun. Tek sorun çok küçük olması. Val-d’Isère merkezde ve uygun fiyatlı bir yer istiyorsanız genellikle bu şekilde. Merkezden biraz uzakta olmasını tercih ederseniz buranın iki katına kadar genişlikte aynı fiyata evler de mevcut.

Odalarımıza yerleşip üst baş değiştikten sonra ilk iş toparlanıp hep birlikte 100-150 metre uzaklıktaki markete gittik. Buradan kahvaltıda ve yemeklerde kullanabileceğimiz temel gıdaların yanı sıra, şarap ve Fransa’ya özgü peynirler gibi keyfimizi yerine getiren alışverişler de yaptık. Fiyatlar normal, Avrupa fiyatları seviyesinde. Türkiye’nin aksine, kayak merkezi olduğu için ekstra pahalı değil yani.

Market alışverişimizden sonra önceki senelerde buraya gelmiş olan Burak, Gülşah ve Fatih’in tecrübelerine uyduk ve güzel gözüken Sur-le-Montaigne isimli bir restorana gittik. Gerçekten memnun kaldık. Pizzaları süperdi. Şaraplar da gayet iyiydi. Ortam da hoşumuza gitti. Fiyatlar ortalamanın biraz üstünde ama ilk akşamımız olduğu için çok da dert etmedik. Sonraki günlerde öğlen ve akşam yemeklerimizde yeterince ekonomi yaparız diye düşündük.

Yemekten sonra 9.30-10:00 gibi, Val-d’Isère’de canlı müzik yapılan mekanlardan birisine, Moris Pub‘a gittik. Ancak gidince öğrendik ki 6 gün boyunca canlı müzik olan mekanda Cumartesi günleri etkinlik yokmuş. Bugün Val-d’Isère’in transfer günü ve bu nedenle oda rezervasyonları hep Cumartesiden Cumartesiye şeklinde oluyor. Geri kalan 6 gün boyunca Moris Bar’da her akşam ikişer grup çıkıyormuş. Özellike Salı ve Perşembe akşamları çıkan Mull-It grubunun ününü duyduğumuz için onların çıktığı günler tekrar gelmeye karar verdik. Daha sonra Burakların evinin hemen altındakiSaloon Bar‘a geçtik. Orayı da büyük bir grup kapatmıştı. Danimarkalı tıp okulu finallerinin bitişini kutluyordu. Etraf sarışın, beyaz tenli, mavi gözlü, iri yarı insanlarla doluydu. Ortam da çok küçük ve havasız olduğu için fazla kalamadık. İlk akşamımızı dinlenerek geçirmek üzere odalara döndük.

20 Ocak Pazar

Sabah 08:45′te buluşmak üzere sözleşmiş olmamıza rağmen 15 kişilik grubumuzun toparlanması 09:30′u buldu. İlk günümüz olmasından mütevellit hepimiz pek bir neşeli ve keyifliyiz. Angry Boards jersey’lerini üzerine geçirmiş bir halde skipass’larımızı alacağımız ajansın önünde buluşmuştuk. Bir dolu rengarenk board yerlerde serili, hepimizde aynı formalar, doğal olarak etraftan geçen herkesin gözü bizde, mutlu oluyoruz, güne güzel bir başlangıç

Daha sonra burada 6 gün boyunca kullanacağımız skipass’ı almak üzere ofise girdik. Val-d’Isère bölgesine ek olarak Tignes bölgesi liftlerini de kullanabileceğiniz tek skipass’ın haftalık fiyatı 235 Euro. Kocaman bir dağlar silsilesinin bir bölümü Val-d’Isère, hemen komşsusu ise Tignes. Bu iki bölge birlikte Espace Killy olarak adlandırılıyor. Skipass’ı sadece Val-d’Isère’de geçerli olacak şekilde almak isterseniz fiyat 225 Euro oluyor, dolayısıyla sadece 10 Euro farkla Tignes bölgesini de dahil etmek son derece mantıklı. Gerçi geçen sene buraya gelmiş olan arkadaşlarımız sadece Val-d’Isère’de kayıp Tignes’e hiç geçme ihtiyacı duymadıklarını söylemişlerdi, yani her 2 bölge de kendi içinde yeterince büyük. Ancak biz olur da geçersek diye 10 Euro artıyı veriyoruz. Bunun dışında skipass ücretinize 15 Euro daha ekleyerek sağlık sigortası yaptırabiliyorsunuz. Ancak biz bunu yapmadık, çünkü uçak biletlerimizi Miles&Smiles kartla aldığımız için oradan gelen bir sağlık sigortamız vardı.

Skipass’ları aldıktan sonra kalabalık Angry Boards grubu olarak Solaise Express isimli telesiyeje bindik. Ondan indiğimiz Solaise bölgesinde ufak bir ara telesiyeje daha bindikten sonra yine uzun bir telesiyej olan Glacier Express‘e binerek iyice yukarılara tırmandık. Glacier Express’in etrafından inen mavi ve yeşil zorlukta 2-3 pistten birkaç defa in-çık yaptık. Glacier Express’in hemen hemen dibinde sayılabilecek Madeleine Express adlı telesiyejle de bir kez çıkıp kaydıktan sonra tekrar aşağıya, yani village (kasaba) bölgesine yöneldik. Buradan bu sefer başka bir yamaca tırmanan L’Olympiqueisimli teleferiğe bindik. 20-25 kişi kapasiteli kabinlerde çok dik ve yüksek bir tepe olan 2827 rakımlı Rocher de Bellevarde‘ye çıktık. Bu tepede öğlen yemeği molası verdik. Türkiye’deki dağ kafelerinden farklı olarak çok çeşitli ve kaliteli yemek seçenekleri mevcut. Fiyatlar kasaba bölgesindekilere paralel, daha pahalı değil. 16 Euro gibi uygun sayılabilecek bir fiyata hamburger sipariş verdik ve Türkiye’de ancak şehirde sayılı birkaç mekanda bulabileceğiniz kalitede bir hamburgerle karşılaştık. Yani verdiğiniz paranın karşılığını alıyorsunuz diyebiliriz, dünyanın parasını verip dondurulmuş köfteden hamburger yemek zorunda kalmıyorsunuz.

Öğlen yemeği molamızın ardından, kısmen yavaş sayılabilecek 4 kişilik bir kız arkadaş grubumuzu kafede arkamızda bırakarak 10-11 kişilik daha hızlı bir boarder grubuylaOrange isimli kırmızı ve gayet uzun bir pisti takip ederek yine dağın en alt kısmına kaydık. Ancak bu sefer vardığımız yer kasabının neredeyse yarım kilometre uzağında bir nokta. Buradan tekrar Rocher de Bellevarde tepesine çıkan bir tren bulunuyor, evet şaka değil, tepeye tırmanan bir tren. Funival isimli bu araç İstanbul’da Taksim-Karaköy arasında çalışan fünikülere benziyor diyebiliriz. İçine doluşup dağı yarıp içinden geçerek tepeye varıyoruz. Ağzımız açık yaptığımız bu yolculuk güzel bir tecrübe oluyor.

Daha sonra bu tepeden inen yeşil ve mavi zorluktaki Verte ve Diebold pistlerini denedik. Bunlardan inilen noktada Marmottes isimli telesiyejle tepeye in-çık yaptık. Hatta Duygu’yla ben gruptan ayrıldığımız için Fünival’le ekstra bir çıkış daha yapmak zorunda kaldık. Amacımız 16:00′ya doğru La Folie Douce isimli after-ski parti mekanına gitmek. Diebold pistini kaydıktan sonra Mont Blanc isimli telesiyejin dibinde bulunan bu güzide kafeye vardık. Ortam görülmeye değer gerçekten. Tahminen 200 civarı insan, board ve kayaklarını mekanın önüne dizmiş, üzerlerinde kayak kıyafetleri, ellerinde biralar, yüksek müzik eşliğinde masaların üzerine çıkmış dans etmekte. Coşkuyu fazla kaçıran bazılarının üstlerini çıkartıp soğuğa aldırış etmeden çıplak takıldıklarını bile görüyoruz 🙂

Saat 17:00′e kadar burada, üzerimizde kayak kıyafetlerimiz, kafamızda kasklar ve gözlükler varken atom karıncalar gibi komik bir şekilde dans edip ortamdan ayrıldık. Bir biranın etkisi bile aşağıya kayışı bayağı eğlenceli hale getirmişti. Son inişimizde yine Funival’in olduğu yere indik, yani otelimize uzak sayılırdık. Val-d’Isère bölgesinde gün boyunca çalışan ücretsiz ring otobüsleri var. Gün sonunda onlarca kayakçı ve boardcu bu otobüslerden birine doluştuk ve odamıza döndük. 17:30 civarında odamızdaydık. Bizi bekleyen ve pek hoş olmayan bir sürpriz, odamızda sıcak su yoktu. Duş alamadık. Tahminimizce bölgede büyük çoğunluğun odasına dönüp duş aldığı bir saat olduğu için sıcak suda sıkıntı olabiliyor. Şimdiye kadar burası hakkında tek olumsuz gözlemimiz bu olmuş oluyor, bu akşam kayak sonrası sıcak bir duş alamamak keyfimizi kaçırıyor.

Bu akşam yemek konusunda ev ahali olarak, yani biz, Nihan ve Duygu K., dışarı çıkmak yerine, evde, önceki gün almış olduğumuz güzelim peynirler ve leziz şarap eşliğinde takılma karar aldık. Peynirler açıldı, dilimlendi, şarap bir nebze dolapta soğutulduktan sonra açılıp havalandırıldı, sağolsun Nihan bize çok başarılı bir şarap seçmiş, Bordeaux yöresinden Mouton Cadet. Gün boyunca başımıza gelenlerden, pistlerden vs. bahsederek şarap peynir keyfi yaptık.

Yeterince şarap içtikten sonra Koray’ın maalesef üzerine bir kadeh şarabı boca etmesiyle birlikte masa muhabbetimiz sona erdi. Sıcak suyun da henüz gelmemiş olduğunu farkederek, karnımız tok, sırtımız pek, kollarımız ve boyunlarımız günün yorgunluğuyla tutuk bir şekilde, “bari şurada 1 saat kestirelim, gece performansımız artar” düşüncesiyle uzanıverdik yatağa.
Uyandıktan sonra saat 21:30 gibi sıcak suyun geldiğini farkedip duşumuzu alıp uyku sersemliğinden kurtulduktan sonra kendimizi Val-d’Isère’in gece hayatının kollarına attık. Önce Moris Pub’a gittik ve biraz canlı müzik dinledik. Papa Groove isimli grup başta hoşumuza gitse de, sonrasında ortamdaki İngiliz gençlerine yönelik çalmaya başlayınca biraz sıkılıp 23:30 gibi kaçtık ve pistlere yakın olan Saloon isimli leş ama bir o kadar da popüler olan bara geçtik. Burada önceki akşama göre daha uzun takıldık, birer bira içtik, ter kokulu pistte biraz dansettik. Daha sonra kenarda oturup mataramızdan Jagermeister yudumlarken biraz fazla belli etmiş olacağız ki barmen gelip elimizden matarayı kaptı ve içindeki güzelim Jager’i boşaltıverdi. Biz de geceyi fazla uzatmadan 01:00 gibi tamamlayarak odamıza döndük.

21 Ocak Pazartesi

Sabah 8:30 gibi erkenden kalkmamıza rağmen havayı bayağı sisli bulduk, o yüzden grupla buluşma saatini biraz ileri attık. 10:00 toplandığımızda sis de biraz dağılmıştı. Önceki gün olduğu gibi yine Solaise ve Glacier Express’leri kullanarak çıktığımız tanıdık pistlerde biraz ısınma turları attık, GoPro kameralarla video çekimi yaptık. Öğlene doğruLeissieres Express telesiyejini kullanarak dağın yeni bir yamacına geçmeye karar verdik. Bu telesiyejle tırmanırken zirveye ulaştıktan sonra muhteşem bir manzara bizi bekliyordu. Tam bir roller coaster havasındaydı, yamacın aşağısına kadar telesiyejle eğlenerek indik.

Aslında bugünkü amacımız Val-d’Isère bölgesinin doğusunda (kayak haritasında sol yukarda) kalan en yüksek tepeye çıkmak. Hedeflediğimiz zirveye giden güzergah çok basit değil. Ufak pist inişleri yapıp yeni bir telesiyeje binerek birkaç aktarma yapılması gereken uzun bir yolculuktan sonra en tepeye varabiliyorsunuz. Diğer yamaca geçip biraz aşağıya kaydıktan sonra Col telesiyejine bindik. Bundan indikten sonra yine kısa bir pist inişi ve Cema telesiyejine binerek biraz daha yukarı tırmandık. Son olarakCascade Express telesiyejiyle de 3000 metre seviyelerini geçmeyi başardık. AmacımızMontets isimli en zirvedeki telesiyeji de kullanarak 3500 metreye çıkabilmekti. Ancak oraya vardığımızda bunun bir teleski olduğunu ve en zirveye gitmenin harita üzerinde gözüktüğü kadar çekici olmadığını farkedince Cascade Express’ten inip Pissaillaspistinde kaymaya karar verdik. Bu pistin sonundaki kafede öğlen yemeğimizi yedik.

Yemekten sonra, bölgenin bu tarafına gelmemizin asıl nedeni olan upuzun maviMangard pistine giriş yaptık. Kıvrımlı ve dolanan bu pist Val-d’Isère bölgesinin en doğusunda (haritada en solunda) bulunan Le Fornet kasabasına iniyor. Ölçümlerimize göre bu pistin uzunluğu 5 kilometreye yakın! Bayağı keyifli, inmeye doyamadığımız bir pist oldu diyebiliriz. Bu pisti sevdiğimiz için hemen bitişindeki Fornet teleferiğiyle yukarı birkaç kez çıkarak tekrar tekrar kaydık. Sonunda da Le Fornet’den otobüse binerek Val-d’Isère’e döndük. Ama gün henüz bitmemişti. L’Olympique’e atlayıp yukarı çıktık. Bazılarımız önceki gün de uğradığımız mekan La Folie Douce’e yönelirken o sırada parti ortamı çekici gelmediği için biz son bir kez daha kayıp fazla geç olmadan odamıza döndük.

Bu akşam dünkünden farklı olarak odaya girdiğimizde sıcak su vardı, biz de hemen duşumuzu aldık. 1-2 saat kestirdikten sonra yemek yemek üzere odamızın hemen karşısında bulunan Crepe Val’s isimli şirin dükkana girdik. Burası lüks bir restorandan ziyade ufak bir kafe. Diğer turistik mekanlara göre daha yerel bir havası var. Mekanın sahibi ve aynı zamanda aşçısı olduğunu anladığımız kişi, yabancı olduğumuzu görünce bizimle çok yakından ilgilendi. Adından da anlaşılabileceği gibi buranın spesiyali krep.Galette ismi verilen, kapalı pizza şeklinde anlatabileceğimiz yemek seçenekleri bulunuyor menüde. Normal pizza da bulunuyor. Ama bunların hepsi sac tava üzerinde elle açılan incecik kreple yapılıyor. Biz, ismini aşçının adından aldığını düşündüğümüz ve en çok tavsiye edilen Alex isimli galette’i denedik. İçinde irice kıyılmış et parçaları ağırlıkta olmak üzere farklı birçok malzeme vardı, lezzetine bayıldık diyebiliriz, buraya gelecek olanlara öneririz. Ardından da tatlı olarak içi yine bayağı dolu gözükenSuperschuss krepinden aldık. Nutella, muz, ananas, krem şanti, vanilya dondurma aklımızda kalan bazı malzemeler diyebiliriz. Ortamın hem ambiyansı hem de lezzeti bizi mest etti, kızlar kalkmak istemediler neredeyse  Çıkarken Türk olduğumuzu farkeden sahibi tarafından “İyi akşamlar” ile uğurlandık ve yüzümüzdeki gülümselemeler iyice artmış vaziyette odamıza yöneldik. Gece eğlencesine çıkasımız gelmediği için 22:30 gibi erkenden yattık ve güzel bir uyku çektik.