val disere

Tin tin kaydık Tignes’de

Blog yazarı: Duygu – Koray Koyunpınar
Tarih: 28.01.2013
yazının orjinal adresi: http://www.bizemikalsin.com/tin-tin-kaydik-tignesde/

19-26 Ocak 2013, Val-d’Isère, Fransa.

22 Ocak Salı

Önceki gece gruptan kimse dışarıya çıkmadığı için sabah erkenden 09:00′da pistte buluşma kararı alınmıştı. Biz de hem bu nedenle, hem de kahvaltı malzemiz kalmadığı için 07:00′de kalktık. Duygu ve Nihan birlikte markete gidip alışveriş yaptılar. Çeşit çeşit peynirler ve ekmekle birlikte döndüler ve güzel bir kahvaltı yaptık. Kahvaltı sonrası telsizlerimizden haberleşerek 09:30 gibi piste çıktık ama grubun toplanması ve yola düşmemiz yine 10:00′u buldu maalesef.

Bugünkü hedefimiz Tignes, yani dün gittiğimiz yönün tam aksine doğru ilerleyeceğiz. Buradaki nihai amacımız da, yine bölgenin en yüksek tepesi olacak: 3500 metredeki Le Grande Motte tepesi. İlk iş yine L’olympique’e binip, ardından 3J pistinden kayarak Borsat Express telesiyejine ulaştık. Bunu kullanarak çıktığımız Col de Fresse tepesinden aşağıya Fresse ve Prariond pistlerini kayarak Val Claretkasabasına vardık. Prariond bayağı uzun ama birçok düzlük içeren bir pist, dolayısıyla ekipten sık sık durup board çıkarmak zorunda kalanlar oldu.

Val Claret’te yapmayı planladığımız ilk şey, haritada ilgimizi bir hayli çeken Funiculaire Grande Motte‘ye binmekti. Bu yine füniküler tipinde bir ulaşım aracı, ki zaten binilen ilk istasyon yerin altında bulunuyor. Tamamen dağın altında olacak şekilde çok uzun bir mesafe seyreden bir hat. Ayrıca düz değil, kavis çizen bir yolu var. Son derece hızlı gitmesine rağmen bir seferi 15 dakika sürüyor, fünikülerin gerçekten ne kadar uzun olduğu anlaşılabiliyor böylece. Çok başarılı bu teknolojik araç karşısında ağızlarımız bir kez daha açık kaldı ve tüm emeği geçenleri takdir ettik haliyle.

Bu füniküler bizi 3030 metredeki Ski d’Ete tepesine kadar çıkarttı. Amacımız bundan sonraki Grande Motte telesiyejini de kullanarak 3450 metreye kadar çıkmaktı ama maalesef oraya vardığımızda telesiyejin kapalı olduğunu gördük. Mecburen bulunduğumuz yerden aşağıya kaydık. Dahu, Face, Double M ve Cirse pistlerini kullandık. Haritada kırmızıyla gösterilmiş olmalarına rağmen birçok mavi pistten bile daha kolay denebilir bunlar için. Bu güne kadar kaydıklarımız arasında en beğenilen, en zevkli pistler oldular. Grubun ortalama tecrübe seviyesi için eğim ve kar durumu idealdi. İleri seviye olanlarımız, pist boyunca kendilerine birçok ufak rampa buldular ve hoplaya zıplaya aşağı indiler. Orta seviye olanlarımız da hem hızlarını hem de tekniklerini geliştirme fırsatı bulmuş oldu. Önceki gün yağan karın da sayesinde pistler mükemmele yakın vaziyetteydi.

Bu inişten sonra tekrar füniküleri kullanarak çıktığımız tepede öğlen yemeğimizi yedik. Hava çok güzel olduğu için kafeden aldığımız yemekleri dışarıda yedik. Kafenin önünde bulunan şezlong sandalyelere oturup neredeyse güneşlenerek yemek yedik diyebiliriz. Ancak havanın soğukluğu, biramızın köpüğünü dondurarak kendini belli etmeyi başarıyordu.

Yemekten sonra tekrar uzun ve keyifli pistlerden iniş gerçekleştirdik. Daha sonra Tignesbölgesinin batı (haritada sağ) yamacına tırmanan Tichot ve Grattalu telesiyejlerine binerek Col du Palet tepesine ulaştık. Buraya çıkarken yukarıdan kocaman birsnowpark gördük ancak kapalıydı. Zaten açık olsa da girmeye cesaret edemezdik, zira devasa rampalar bulunuyordu. Ama içindeki tüm oyuncakları ve düzeniyle birlikte çok başarılı gözüken bir snowpark’tı. Col du Palet’ten, Signal ve Carline pistlerini kullanarak tekrar Val Claret’e indik. Bazı arkadaşlarımız Carline pistinin sonunda bulunan half pipe‘a girdiler. Sonradan anlatıklarına göre çok da keyifli olmuş.

Carline pistini indikten sonra ikimiz diğer arkadaşlardan koptuk ve Les Lanchestelesiyejini kullanarak Double M pistinin başına çıktık. Bu sırada telsizden haber veren arkadaşlar Val Claret’de bizi beklediklerini söylediler. Biz ne kadar elimizden geldiğince aceleyle inmeye çalışsak da bu Double M ve Cirse pistlerinin uzunluğu gerçekten takdire şayan, aşağıya tüm hızımızla kaymamıza rağmen 15 dakika civarında beklettik insanları. Ama indiğimizde onların hiç de bizi bekler bir hali yoktu. Gayet kendi aralarında eğlenceli aktivitelere girişmişler, hatta bize sonradan izlettikleri aşağıdaki şu Angry Birds videosunun çekimi ile meşgul olmuşlardı

Bu saatten sonra eve dönüş yoluna geçme zamanı gelmişti. Val Claret’ten Val-d’Isère yönüne doğru çıkan Bollin ve Claret isimli 2 telesiyej var. Bunların özelliği, biniş noktasında dipdipe, hatta birbirlerine yapışık olmaları. Val-d’Isère’e gitmek isteyenler Bollin’e, tekrar kayıp Val Claret’e inecek olanlarsa Claret’e biniyor. Ancak bindikten sonra farkediyorsunuz ki iki telesiyejin sandalyesi de aynı hat üzerinde devam ediyor. Yolun ortasında Claret’in sandalyeleri sola doğru dönüp ayrı bir hatta ayrılırken Bollin’in sandalyeleri düz şekilde kendi hattında devam ediyor. Biz tabi bunu önceden bilmediğimiz için Claret’in dönüşüne yaklaştığımızda panik olup sandalyenin ayaklığını kaldırmaya çalıştık. Neyseki yanımızdakiler engel olup bizim sandalyemizin düz gideceğini söylediler. Bir kez daha ilk defa gördüğümüz bir teknolojiye tanıklık ederek hayranlık içinde kaldık.

Telesiyejden indikten sonra Col de Fresse pistini kullanarak parti mekanına indik. Bu noktadan sonra Duygu partiye yönelirken ben Mont Blanc telesiyejine gittim. Buraya varmadan önce sol tarafta çok güzel bir vadi bulunuyor. Uzun ve derince olan bu vadi resmen doğal bir half pipe oluşturmuş. Sarp’la birlikte buraya girdik. Önümüzdeki sağlam board’cuların süper hareketlerini izledikten sonra biz de buradan kayıp Mont Blanc telesiyejine bindik. Sonrasında partinin de çok zevk vermemesi üzerine,Criterium pistini kullanarak en aşağı inip otobüse bindik ve kasabaya geri döndük.

Akşam duşlarımızı aldıktan sonra Nihan ve Duygu K. tarafından yapılan domates soslu makarnamızı şarap eşliğinde yedik. Ardından yine ufak bir market alışverişi için dışarı çıktık ve dönüşte wi-fi internet kullanımının bulunduğu Quicksilver mağazasının kafe bölümüne oturduk ve 2 saatimizi facebook’ta geçirdik  Burası hakkında biraz daha detay vermek gerekirse: markete yakın bir noktada Quicksilver-Roxy mağazası bulunuyor ve bu mağazanın içerisinde güzel bir kafe-restoran mevcut. Hem yiyecek içeceklerin fiyatları uygun hem de free wi-fi var. Biz bir nevi öğrenci mekanı gibi keşfettik burayı. 2 Euro’ya bir kahve söyleyip saatlerce istediğiniz gibi wi-fi kullanabiliyorsunuz.

Market erzaklarımızı eve bıraktıktan sonra arkadaşlarla buluşup Mull-It grubunu seyretmek üzere Moris Pub‘a gittik. 1996 kuruluşlu İngiliz grup, önceden kendilerini izlemiş arkadaşlarımızın övdüğü kadar varlar. Modern ve klasik rock arası gidip gelen bir repertuara sahipler. Gece 01:00′e kadar süren programlarını zevkle dinledik.

23 Ocak Çarşamba

Sabah 8:00-8:30 gibi kalkıp bu sefer daha güzel bir kahvaltı hazırladık. Duygu’nun yumurta, emmental peyniri ve domuz jambon kullanarak yaptığı muhteşem bir omlet kahvaltımıza renk kattı. Sonra 9:30 gibi buluşup kendimizi pistlere vurduk. Bugünkü hedefimiz yine Tignes bölgesi. Dün kaymadığımız farklı pistlere gitmek niyetindeyiz. Tignes’e giderken yine L’Olympique telesiyejini kullanırken Fatih’le ben altımızda kalan görüntüden gaza gelerek yine aynı isimli siyah zorluktaki uzun ve dimdik L’Olympiquepistinden bugün artık kayalım dedik. Diğer arkadaşlarımız Tignes’e doğru seyrederken biz telesiyejden iner inmez dibinden başlayan olimpiyat pistinden kaymaya başladık. Kayakçılar için çok zevkli olduğu belli olan bir pist ama biz de yeterince zevk aldık. Daha taze kar olsaydı daha da zevkli olurdu ancak 2 gün önce yağmış olan kar bile bizim için yeterliydi.

Sonrasında arkadaşlarımızı yarı yolda yakaladık. Bu sefer Borsat Express’i kullanmamaya karar verdik, zira dün onun inişinden sonraki pistin düzlüklerinde bayağı zorlanmıştık. Bunun yerine Diebold ve Verte pistlerini takip ederek Tommeuses telesiyejinin dibine indik. Bu bizi Val-d’Isère ve Tignes bölgelerinin sınırı sayılabilecek Toviere tepesine çıkardı. Telesiyejden indikten sonra gerçekten öngördüğümüz gibi zorlanmadan Val Claret kasabasına indik. Oradan sırasıyla Tichot ve Grattalu telesiyejlerini kullanarak yukarı tırmandık. Grattalu telesiyejinin sağında ve solunda kalan snowpark’ların bugün açık ve kullanıma hazır olduğunu gördük. Sabah yola çıkarkenki hedefimiz Col du Palet tepesinden sonra biraz daha ileri gidip yeni pistler keşfetmekti ancak snowpark’ların bu çekici halini gördükten sonra kararımızı değiştirdik ve özellikle Sarp, Fatih, Burak, Gülşah ve ben rampalardan atlamaya gittik. Rampalar, Türkiye’de henüz rastlayamadığımız şekilde farklı zorluk derecelerinden oluşuyordu. Küçük, orta ve oldukça büyük yüksek rampalar mevcuttu. Hepsi kurallarına göre hazırlanmış son derece muntazam rampalardı. Mesela biz önce orta büyüklükteki rampalarda boyumuzun ölçüsünü aldıktan sonra daha ufaklara yöneldik. Parkta bunlar dışında box ve rail’ler de bulunuyordu. Gerçi hiçbirimiz bunlara girmeye cesaret edemedi ama çok düzgün gözüktüklerini söylebiliriz.

3-4 tur Grattalu’dan çıkıp parklarda oynaştıktan sonra Le Palet isimli kafede öğle yemeğimizi yedik. Bu kafedeki fiyat-performans oranını çok beğenmedik diyebiliriz. Snowpark’a daha fazla girmek isteyenimiz olmadığı için öğle yemeğinden sonra asıl hedefimize yöneldik. Col du Palet tepesinden Le Mur pistini takip etmeye başladık. Grubun çoğunluğu Lac pistini kullanarak Grand Huit telesiyejinin dibine inerken Burak, Gülşah, Fatih, Kerem ve ben Lac pistinden ayrılıp bol kara girdik. Bu bol kar inişinden sonra kafamızı kaldırıp arkamıza baktığımızda kayalıklar ve dik yamaçlardan oluşan bir bölgeden inmiş olduğumuzu farkederek görüntüden mest olduk. Kayışımız tehlikeli değildi aslında ama indiğimiz yerden bakınca görüntü öyle söylemiyordu :)

Grand Huit telesiyejinden sonra L’Aiguille Percee tepesine çıkan aynı isimli telesiyejin dibine kaydık. Bu tepede ilginç şekillere sahip kayalıklar bulduk. Pistten hemen kaymak yerine kısa ama dik bir yamacı yürüyerek tırmanıp bu kayaların dibinde fotoğraf çektirmeye niyetlendik. Ancak bu çok dik yamaca maalesef herkes tırmanamadı ve şekilden şekle girip kayıp düşerek zaman ve enerji kaybettik. Çıkabilenler ve yarı yolda kalanlarla da olsa bir fotoğraf çekmeyi başardık.

Bundan sonra mavi Corniche ve kırmızı Bleuets pistlerini uzun uzun kayarak Val Claret’in biraz aşağısında kalan Tignes-Le-Lac isimli küçük ve şirin bir kasabaya indik. Daha çok orta-üst yaş ve aileli turistlere hitap ediyor gibi gözüken bir kasaba. Gliss-Park isimli ufak bir gölcük var içinde. Biz gördüğümüzde donmuş haldeydi ancak sanırız yaz aylarında burada su aktiviteleri yapılıyormuş. Gölün etrafında köpekli kızaklarla gezintiler yapılan yollar kasabının şirinliğine şirinlik katıyordu.

Buraya gelene kadar kaybettiğimiz zaman dolayısıyla artık dönüşe başlamamız gerektiğini farkettik, saat 15:00′i geçmişti. Kasabadan Val-d’Isère yönüne doğru çıkan uzun Aeroskiteleferiğine binerek Toviere tepesine çıktık. Toviere tepesinden Creux pistini kayarak Mont Blanc telesiyejine indik. Buradan sonra grup ikiye ayrıldı ve bir kısmımız partiye giderken diğerlerimiz aşağı kayışa devam etti. Duygu ve ben kayan gruptan da ayrılarak farklı pistleri kullanmaya karar verdik. Verte pistini takiben Triffolet pistine girdik. Bu seçimimizde yanılmadığımızı farkettik zira gayet keyifli bir pistti. Aşağıya, La Daillebölgesine indiğimizde saatin henüz 16:00 olduğunu farkedip liftler kapanmadan, ki çoğu 16:30′da kapanıyor, bir çıkış daha yapalım dedik. Bunun üzerine Daille teleferiğine bindik. Bu çıkışımızın inişindeyse tamamen Verte pistini kullandık ve bitişinde otobüse atlayıp odamıza döndük.

Odaya girişimizden 5 dakika sonra gün boyunca bizden ayrı kayan Duygu K. ve Nihan da geldiler ve Duygu’nun sakatlanmış olduğunu gördük, sağlık merkezinden geliyorlardı. Kayarken düşüp bileğini burkmuştu. Ancak sağlık merkezinde detaylı röntgen çekilemediği için kırık olabileceği ve hemen müdahele edilmesi gerekebileceği söylenmiş kendisine. Bu olay sayesinde kayak tatilinde yurtdışı sağlık sigortasının önemini görmekle birlikte aslında nasıl kullanılması gerektiğini pek de bilmediğimizi farkettik. Bu gibi acil durumlarda ihtiyacımız olabilecek telefon numaralarını en baştan hazırlamak gerekiyor öncelikle. Neyse ki internet ve bizi buraya getiren otobüs acentesinin yardımıyla Duygu K. eve dönüşünü organize etti. Uçak biletini değiştirdi ve ertesi sabah kendisini odanın önünden alacak özel bir araç ayarladı. Türkiye’de gerekli tedaviyi görmek üzere buradan ayağı alçılı bir vaziyette ayrılacak.

Bu arada Koray, Kerem’in haber verdiği Airboard adı verilen aktiviteye katılmak üzere odadan çıkıyor. Akşam üzeri minik bir pistte hava yastıkları üzerinde yüzüstü kaymaca eğlencesi :) İlk bakışta hiç de öyle gözükmemesine rağmen kayarken beklemediğiniz kadar eğlenebileceğiniz bir aktivite. Val-d’Isère’de hafta boyu bu ve buna benzer çeşitli etkinlikler oluyor. Bunları buraya gelmeden önce inceleyebileceğiniz gibi, telefonunuza indireceğiniz Val-d’Isère uygulamalarında da her an bulabilirsiniz. Örneğin Iphone için şu linkteki uygulamayı biz tüm hafta boyunca başta skimap amaçlı olacak şekilde kullandık. Tamamen offline çalışabilen bir uygulama. Şiddetle tavsiyedir: Val d’isère Ski Guide

Bu akşam yemek için yine grupla birlikte çıkıyoruz. Önceki seneden tecrübeli arkadaşlarımızın tavsiyesiyle Chez Paolo Pizzeria‘ya gidiyoruz. Burada fiyatlar normal, lezzetler süper. Gerçek bir İtalyan restoranında olduğumuz için tabi ki pizza sipariş ettik ve bayağı başarılı bir pizza yedik. Bunun dışında risotto‘sunu de denedik ve o da gayet güzeldi. Çoğunluğu İtalyan olan geniş bir şarap menüsü var. Günün şarabı olarak önerilenden içtik ve herkes bayıldı diyebiliriz. Bazı arkadaşlar tatlı da söyledi ve gerçek İtalyan tiramususu çok başarılı bulundu. Paolo’daki zamanımız güzel yemekler ve güzel şarap eşliğinde o güne kadarki board maceralarımız hakkında sohbet ederek geçti. Uzun uzadıya oturup grupça kaynaştığımız bir akşam oldu.

24 Ocak Perşembe

Bugün yine Tignes’e gidiyoruz, zira kaymaktan en çok zevk aldığımız pistler orada. Genelde önceki gün kaydığımız pistleri kullandık bugün de. Bugüne özel bahsetmeye değer bulduğumuz, Val Claret’te öğle yemeğini yediğimiz Le Carline isimli kafe var. Fiyatları uygun, hotdog 5 Euro, panini 6 euro, hamburger 7 euro. Hava da çok güzeldi. Bulutsuz masmavi bir gökyüzünün altında kafenin şezlonglarına serilip keyif yaptık. Yemeklerimizi aldığımız yer de dışarıdaki fastfood kısmıydı. Burada çalışan arkadaş rastalı, sneakers ayakkabı giyen eğlenceli bir tipti. Ortamda çalan alternatif rock müzik de bizi ayrıca mest etti :)

Akşam yemeği için 2 gün önce gittiğimiz krepçiye gittik ama bu seferki amacımız galette veya krep yemek değil, raclette denen İsviçre’ye özgü bir peynir atıştırmacası. Özel bir bir ısıtma cihazına çeyrek tekerlek raclette peynirini koyup eridikçe üzerinden bir spatula yardımıyla sıyırıp alıyorsunuz. Yanında soğuk aperatif olarak jambon çeşitleri, yeşillikler ve ufak turşucuklar getiriyorlar. Raclette’nin porsiyonu 25 Euro. Başka mekanlarda bu fiyat 30′u geçebiliyor. Porsiyonun içine aperatif malzemeler de dahil. Dolayısıyla çok çok aç değilseniz bir porsiyon söyleyip 2 kişi paylaşabilirsiniz, zira jambonlar vs. yeterince bol geliyor. Peynir zaten kocaman bir parça, ondan yiyebildiğiniz kadar yiyebiliyorsunuz, ki zaten bitiremiyorsunuz da.

Yemekten sonra Burak’ların evinde buluştuk grup olarak. Sarıkaya ailesi hariç 12 kişi oradaydık. Çoğunluk evdeki stokları tüketircesine şarap içti, kimimiz viski ile devam etti. Hazır mojito ve pina colada kokteyllerinin de icabına bakıldı. Tam her şey kontrol altında gidiyordu ki, Fatih’in duty free’den aldığı Jack Daniel’s Tennessee Honey (bal likörü), “aa bu da neymiş, bi tadına bakalım” şeklinde açılmak suretiyle ortama akıverdi ve herkesin dengesini dağıttı. Zaten şişenin açılış ve tadım şekli direk şişeyi kafaya dikmek şeklinde oldu. Bu noktada işlerin kötüye gideceğini anlamamız gerekiyordu aslında :)Bal likörünü herkes sevdi, 12 kişinin 12′si de.. ve çok kısa bir sürede, tahminen yarım saatte koca 1 litrelik şişenin dibi görüldü. Böylelikle dışarı çıkıp eğlenmeye devam etmek için kafalarımız ideal bir hale gelmiş oldu.

Evde yükünü alan Angry Boards ekibi, ününü daha önce duyduğu Doudoune Club‘a yöneldi. Burası Daille bölgesinde bulunan gayet büyükçe bir gece kulübü, bizim evlere yürüme mesafesinde. 10 Euro giriş ücreti, 2 Euro vestiyer ücreti var. Kaliteli müziklerin çaldığı son derece eğlenceli bir mekan. Bu kadar eğlenceli bulmamızda kafalarımızın güzel olmasının da etkisi varmıştır belki ama Val-d’Isère’de bizim gördüğümüz en kaliteli gece mekanı olduğu için tavsiye ediyoruz. Bizzat gidip görme fırsatımız olmadı ancak buna benzer kalitede bir de Dicks Tea Bar varmış.

Dönüşte kafalar iyice uçuk bir şekilde, normalde 5 dakika süren yolu, kaybolup kendi etrafımızda daireler çizerek katedip 25 dakikada ancak girebildik eve. Yatmamız 04:00′ü buldu. Bu da zaten ertesi günkü kayak performansımızı etkileyecek bir durum olacaktı.

25 Ocak Cuma

Bugün kayacağımız son gün. Ertesi gün eve döneceğiz. Ekip dün akşamki muhteşem performansı yüzünden 11:00′de ancak toplanabiliyor pistin önünde. Çoğunluk gününü Glacier bölgesinde, pek de kaymadan, daha çok kafelerden birinde güneşlenerek geçirirken Koray, Duygu ve Sarp üçlüsü Tignes’in Val Claret kasabasına gidiyoruz. Bu arada bugün Sarıkaya ailesini sadece Sarp temsil ediyor, Yeliz ve Mahinur yorgunluk ve hastalık sebebiyle dışarı çıkamamış durumdalar. Bizim de board performansımız önceki günleri aratıyor. Geç çıkmamıza rağmen 1-2 saat kaydıktan sonra pilimiz bitiyor ve dönüş yoluna geçiyoruz.

Bugün kötü ve az kaymamıza rağmen yeni yerlere de gitmeyi başarıyoruz aslında. Tignes’e ilk geçtiğimiz gün çıktığımız Ski d’Ete tepesinden sonra bölgenin en yüksek zirvesi olan Le Grande Motte‘ye, 3500 metreye çıkan telefereğin bugün açık olduğunu görüyoruz, dolayısıyla Val Claret’ten fünikülerle Ski d’Ete tepesine çıktıktan sonra bir de Grande Motte telefereğini kullanarak 3456 metreye ulaşıyoruz. Bu teleferikten biraz bahsetmek gerekirse, burada bindiğimiz en heybetli teleferik diyebiliriz. Kendisi yaklaşık 100′e yakın insan alabiliyor ve 9 tonun üzerinde taşıma kapasitesi var. Heyhula gibi bir şey yani. Zaten çıktığı yer çok rüzgarlı bir tepe. Büyüklüğü ve ağırlığı sayesinde fazla sarsılmadan insanları zirveye taşıyabiliyor.

Grande Motte telefereğine binişte 10-15 dakika sıra beklemek durumunda kaldık. Çıkılan tepe de son derece soğuk ve rüzgarlı. Bugün hava yine tamamen güneşli olmasına rağmen bu zirvenin rüzgarı insanı donduruyor. -20′leri görüyoruz burada, ki 500 metre aşağıda 10 derece daha sıcak olabilir hava. Ama tüm bunlara rağmen buraya gelen herkese buraya çıkmalarını tavsiye ediyoruz. Çünkü rakımı yaklaşık 3500 metre olan bu zirveden harika bir manzara seyredilebiliyor. Espace Killy bölgesinin neredeyse bütün tepeleri ayaklarınızın altında. Çok soğuk olmasına rağmen hızlıca panaromik birkaç fotoğraf çekiyoruz. 3456 levhasının altında da fotoğraf çekiliyoruz ve daha fazla donmadan aşağıya kaymaya başlıyoruz.

Yorgunluğumuz sebebiyle bugün 15:30-16:00 gibi kısmen erken bir saatte paydos ediyoruz. Bugün Çarşamba günkü Airboard etkinliğinden yine var, o gün deneyemeyen Duygu için gidiyoruz. Önce birlikte bir tur kaydıktan sonra Duygu çok sevdiği için tekrar tırmanıp bir tur daha atıyor. Hatta bu ikinci turunda hızını alamayıp filelere giriyor :)Ardından İstanbul’a götüreceğimiz peynir ve şarapları almak üzere markete gidiyoruz ve sonra Duygu’yla ben evde başbaşa makarna şarap keyfi yapıyoruz, Nihan bize katılmıyor.

26 Ocak Cumartesi

Cumartesi günkü dönüş yolumuz için anlatmaya değer pek bir şey yok ancak gruptaki muhabbetin ana konusunu tahmin etmek güç olmasa gerek. Özellikle ilk defa yurtdışında kayak tatiline çıkan biz gibiler, bu haftadan çok etkilenmiş durumda ve genel kanı artık Türkiye’deki tesislerde kaymaya kolay kolay gidemeyeceğimiz, gitsek de pek zevk alamayacağımız yönünde. Val-d’Isère hakkındaki güzel anılarımızı birbirimize defalarca anlata anlata önümüzdeki yıllar için de iyice gaza geliyoruz. Bu tatilimizin güzel bir başlangıç olduğundan eminiz ve Angry Boards efsanesinin doğuşunu sağlayan grubun bir parçası olmaktan gurur duyarak evimize dönüyoruz.

Val-d’Isère’de bir efsane: Angry Boards

Blog yazarı: Duygu – Koray Koyunpınar
Tarih: 27.01.2013

yazının orjinal adresi: http://www.bizemikalsin.com/val-diserede-bir-efsane-angry-boards/

19-26 Ocak 2013, Val-d’Isère, Fransa.

19 Ocak Cumartesi

Sabah saat 9.00 gibi kalkışa geçen uçağımız Fransa saatiyle 12:00 civarı Lyon-Saint Exupéry havaalanına indi. Hemen otobüsümüze bindik. 15 kişilik bir gup olmamıza rağmen büyük bir otobüs gelmişti ve 3 saatlik Val-d’Isère yolculuğumuzu rahat rahat gerçekleştirebildik. Tatil boyunca bir arada olacak Angry Boards ekibinin ilk kaynaşması   Biz Koyunpınar ailesi, Gülşah Cebiroğlu, Yosun Erkmen, Fatih Kızkun, Burak Öztürk, Kerem Karşılıklı, Efe Demir & Karel Barbur çifti, Sarıkaya ailesi olarak Sarp & Yeliz Sarıkaya ve Mahinur Sarıkaya, Egemen Edrem, Nihan Albayrak ve Duygu Karaboncuk.

Lyon‘dan Val-d’Isère‘e olan yol çok eğlenceli değil ama bizim gibi Alp Dağları‘nı ilk defa görenler için ilginç olabilir. Bir noktadan sonra sağlı sollu yüksek dağların ihtişamlı görüntüleri bizi bayağı etkiledi. Yolculuğun son 1 saatlik bölümü dağ yollarından oluşuyor. Çok virajlı ama cam kenarında oturunca etrafı seyretmesi oldukça keyifli.

Akşam 16:00 sularında Val-d’Isère’e vardığımızda hava hafif kararmaya başlamıştı. Kasaba akşam ışıkları sayesinde çok şirin bir hal almıştı. Masallardan bir sahne gibi gözüküyordu. Her yer kar, sarı ışıklar, düzenli yollar ve sağlı sollu dükkanların arasında yürüyen insanlarla doluydu. Ufak ve şirin bir yer ve çok güzel süslenmiş bir kasaba burası. Bizde bıraktığı ilk izlenim son derece etkileyici.

Buraya gelir gelmez öncelikle odaların anahtarlarını almak üzere Val-d’Isère Agency’e gittik. Formlarımızı doldurup anahtarlarımızı alarak odalarımıza doğru yöneldik. Odalarımızın yeri harikulade. Mars isimli binada, 27 metre karelik odada 4 kişi kalıyoruz. 2 kişilik yatak odasına biz, salondaki çek-yata da Nihan ve Duygu K. yerleşiyorlar. Oda ufak olduğu için ilk iş valizlerimizi boşaltıyoruz. Salon biraz daha ferah. Mini fırın, bulaşık makinesi, kahve makinesi, mini buzdolabı, kettle gibi temel ihtiyaçlarınıza yardımcı olabilecek her türlü şey mevcut. Tabak, çanak, bardak, kadeh gibi mutfak eşyaları da var. Bu bakımdan burası 1-2 hafta kalmak için çok uygun. Tek sorun çok küçük olması. Val-d’Isère merkezde ve uygun fiyatlı bir yer istiyorsanız genellikle bu şekilde. Merkezden biraz uzakta olmasını tercih ederseniz buranın iki katına kadar genişlikte aynı fiyata evler de mevcut.

Odalarımıza yerleşip üst baş değiştikten sonra ilk iş toparlanıp hep birlikte 100-150 metre uzaklıktaki markete gittik. Buradan kahvaltıda ve yemeklerde kullanabileceğimiz temel gıdaların yanı sıra, şarap ve Fransa’ya özgü peynirler gibi keyfimizi yerine getiren alışverişler de yaptık. Fiyatlar normal, Avrupa fiyatları seviyesinde. Türkiye’nin aksine, kayak merkezi olduğu için ekstra pahalı değil yani.

Market alışverişimizden sonra önceki senelerde buraya gelmiş olan Burak, Gülşah ve Fatih’in tecrübelerine uyduk ve güzel gözüken Sur-le-Montaigne isimli bir restorana gittik. Gerçekten memnun kaldık. Pizzaları süperdi. Şaraplar da gayet iyiydi. Ortam da hoşumuza gitti. Fiyatlar ortalamanın biraz üstünde ama ilk akşamımız olduğu için çok da dert etmedik. Sonraki günlerde öğlen ve akşam yemeklerimizde yeterince ekonomi yaparız diye düşündük.

Yemekten sonra 9.30-10:00 gibi, Val-d’Isère’de canlı müzik yapılan mekanlardan birisine, Moris Pub‘a gittik. Ancak gidince öğrendik ki 6 gün boyunca canlı müzik olan mekanda Cumartesi günleri etkinlik yokmuş. Bugün Val-d’Isère’in transfer günü ve bu nedenle oda rezervasyonları hep Cumartesiden Cumartesiye şeklinde oluyor. Geri kalan 6 gün boyunca Moris Bar’da her akşam ikişer grup çıkıyormuş. Özellike Salı ve Perşembe akşamları çıkan Mull-It grubunun ününü duyduğumuz için onların çıktığı günler tekrar gelmeye karar verdik. Daha sonra Burakların evinin hemen altındakiSaloon Bar‘a geçtik. Orayı da büyük bir grup kapatmıştı. Danimarkalı tıp okulu finallerinin bitişini kutluyordu. Etraf sarışın, beyaz tenli, mavi gözlü, iri yarı insanlarla doluydu. Ortam da çok küçük ve havasız olduğu için fazla kalamadık. İlk akşamımızı dinlenerek geçirmek üzere odalara döndük.

20 Ocak Pazar

Sabah 08:45′te buluşmak üzere sözleşmiş olmamıza rağmen 15 kişilik grubumuzun toparlanması 09:30′u buldu. İlk günümüz olmasından mütevellit hepimiz pek bir neşeli ve keyifliyiz. Angry Boards jersey’lerini üzerine geçirmiş bir halde skipass’larımızı alacağımız ajansın önünde buluşmuştuk. Bir dolu rengarenk board yerlerde serili, hepimizde aynı formalar, doğal olarak etraftan geçen herkesin gözü bizde, mutlu oluyoruz, güne güzel bir başlangıç

Daha sonra burada 6 gün boyunca kullanacağımız skipass’ı almak üzere ofise girdik. Val-d’Isère bölgesine ek olarak Tignes bölgesi liftlerini de kullanabileceğiniz tek skipass’ın haftalık fiyatı 235 Euro. Kocaman bir dağlar silsilesinin bir bölümü Val-d’Isère, hemen komşsusu ise Tignes. Bu iki bölge birlikte Espace Killy olarak adlandırılıyor. Skipass’ı sadece Val-d’Isère’de geçerli olacak şekilde almak isterseniz fiyat 225 Euro oluyor, dolayısıyla sadece 10 Euro farkla Tignes bölgesini de dahil etmek son derece mantıklı. Gerçi geçen sene buraya gelmiş olan arkadaşlarımız sadece Val-d’Isère’de kayıp Tignes’e hiç geçme ihtiyacı duymadıklarını söylemişlerdi, yani her 2 bölge de kendi içinde yeterince büyük. Ancak biz olur da geçersek diye 10 Euro artıyı veriyoruz. Bunun dışında skipass ücretinize 15 Euro daha ekleyerek sağlık sigortası yaptırabiliyorsunuz. Ancak biz bunu yapmadık, çünkü uçak biletlerimizi Miles&Smiles kartla aldığımız için oradan gelen bir sağlık sigortamız vardı.

Skipass’ları aldıktan sonra kalabalık Angry Boards grubu olarak Solaise Express isimli telesiyeje bindik. Ondan indiğimiz Solaise bölgesinde ufak bir ara telesiyeje daha bindikten sonra yine uzun bir telesiyej olan Glacier Express‘e binerek iyice yukarılara tırmandık. Glacier Express’in etrafından inen mavi ve yeşil zorlukta 2-3 pistten birkaç defa in-çık yaptık. Glacier Express’in hemen hemen dibinde sayılabilecek Madeleine Express adlı telesiyejle de bir kez çıkıp kaydıktan sonra tekrar aşağıya, yani village (kasaba) bölgesine yöneldik. Buradan bu sefer başka bir yamaca tırmanan L’Olympiqueisimli teleferiğe bindik. 20-25 kişi kapasiteli kabinlerde çok dik ve yüksek bir tepe olan 2827 rakımlı Rocher de Bellevarde‘ye çıktık. Bu tepede öğlen yemeği molası verdik. Türkiye’deki dağ kafelerinden farklı olarak çok çeşitli ve kaliteli yemek seçenekleri mevcut. Fiyatlar kasaba bölgesindekilere paralel, daha pahalı değil. 16 Euro gibi uygun sayılabilecek bir fiyata hamburger sipariş verdik ve Türkiye’de ancak şehirde sayılı birkaç mekanda bulabileceğiniz kalitede bir hamburgerle karşılaştık. Yani verdiğiniz paranın karşılığını alıyorsunuz diyebiliriz, dünyanın parasını verip dondurulmuş köfteden hamburger yemek zorunda kalmıyorsunuz.

Öğlen yemeği molamızın ardından, kısmen yavaş sayılabilecek 4 kişilik bir kız arkadaş grubumuzu kafede arkamızda bırakarak 10-11 kişilik daha hızlı bir boarder grubuylaOrange isimli kırmızı ve gayet uzun bir pisti takip ederek yine dağın en alt kısmına kaydık. Ancak bu sefer vardığımız yer kasabının neredeyse yarım kilometre uzağında bir nokta. Buradan tekrar Rocher de Bellevarde tepesine çıkan bir tren bulunuyor, evet şaka değil, tepeye tırmanan bir tren. Funival isimli bu araç İstanbul’da Taksim-Karaköy arasında çalışan fünikülere benziyor diyebiliriz. İçine doluşup dağı yarıp içinden geçerek tepeye varıyoruz. Ağzımız açık yaptığımız bu yolculuk güzel bir tecrübe oluyor.

Daha sonra bu tepeden inen yeşil ve mavi zorluktaki Verte ve Diebold pistlerini denedik. Bunlardan inilen noktada Marmottes isimli telesiyejle tepeye in-çık yaptık. Hatta Duygu’yla ben gruptan ayrıldığımız için Fünival’le ekstra bir çıkış daha yapmak zorunda kaldık. Amacımız 16:00′ya doğru La Folie Douce isimli after-ski parti mekanına gitmek. Diebold pistini kaydıktan sonra Mont Blanc isimli telesiyejin dibinde bulunan bu güzide kafeye vardık. Ortam görülmeye değer gerçekten. Tahminen 200 civarı insan, board ve kayaklarını mekanın önüne dizmiş, üzerlerinde kayak kıyafetleri, ellerinde biralar, yüksek müzik eşliğinde masaların üzerine çıkmış dans etmekte. Coşkuyu fazla kaçıran bazılarının üstlerini çıkartıp soğuğa aldırış etmeden çıplak takıldıklarını bile görüyoruz 🙂

Saat 17:00′e kadar burada, üzerimizde kayak kıyafetlerimiz, kafamızda kasklar ve gözlükler varken atom karıncalar gibi komik bir şekilde dans edip ortamdan ayrıldık. Bir biranın etkisi bile aşağıya kayışı bayağı eğlenceli hale getirmişti. Son inişimizde yine Funival’in olduğu yere indik, yani otelimize uzak sayılırdık. Val-d’Isère bölgesinde gün boyunca çalışan ücretsiz ring otobüsleri var. Gün sonunda onlarca kayakçı ve boardcu bu otobüslerden birine doluştuk ve odamıza döndük. 17:30 civarında odamızdaydık. Bizi bekleyen ve pek hoş olmayan bir sürpriz, odamızda sıcak su yoktu. Duş alamadık. Tahminimizce bölgede büyük çoğunluğun odasına dönüp duş aldığı bir saat olduğu için sıcak suda sıkıntı olabiliyor. Şimdiye kadar burası hakkında tek olumsuz gözlemimiz bu olmuş oluyor, bu akşam kayak sonrası sıcak bir duş alamamak keyfimizi kaçırıyor.

Bu akşam yemek konusunda ev ahali olarak, yani biz, Nihan ve Duygu K., dışarı çıkmak yerine, evde, önceki gün almış olduğumuz güzelim peynirler ve leziz şarap eşliğinde takılma karar aldık. Peynirler açıldı, dilimlendi, şarap bir nebze dolapta soğutulduktan sonra açılıp havalandırıldı, sağolsun Nihan bize çok başarılı bir şarap seçmiş, Bordeaux yöresinden Mouton Cadet. Gün boyunca başımıza gelenlerden, pistlerden vs. bahsederek şarap peynir keyfi yaptık.

Yeterince şarap içtikten sonra Koray’ın maalesef üzerine bir kadeh şarabı boca etmesiyle birlikte masa muhabbetimiz sona erdi. Sıcak suyun da henüz gelmemiş olduğunu farkederek, karnımız tok, sırtımız pek, kollarımız ve boyunlarımız günün yorgunluğuyla tutuk bir şekilde, “bari şurada 1 saat kestirelim, gece performansımız artar” düşüncesiyle uzanıverdik yatağa.
Uyandıktan sonra saat 21:30 gibi sıcak suyun geldiğini farkedip duşumuzu alıp uyku sersemliğinden kurtulduktan sonra kendimizi Val-d’Isère’in gece hayatının kollarına attık. Önce Moris Pub’a gittik ve biraz canlı müzik dinledik. Papa Groove isimli grup başta hoşumuza gitse de, sonrasında ortamdaki İngiliz gençlerine yönelik çalmaya başlayınca biraz sıkılıp 23:30 gibi kaçtık ve pistlere yakın olan Saloon isimli leş ama bir o kadar da popüler olan bara geçtik. Burada önceki akşama göre daha uzun takıldık, birer bira içtik, ter kokulu pistte biraz dansettik. Daha sonra kenarda oturup mataramızdan Jagermeister yudumlarken biraz fazla belli etmiş olacağız ki barmen gelip elimizden matarayı kaptı ve içindeki güzelim Jager’i boşaltıverdi. Biz de geceyi fazla uzatmadan 01:00 gibi tamamlayarak odamıza döndük.

21 Ocak Pazartesi

Sabah 8:30 gibi erkenden kalkmamıza rağmen havayı bayağı sisli bulduk, o yüzden grupla buluşma saatini biraz ileri attık. 10:00 toplandığımızda sis de biraz dağılmıştı. Önceki gün olduğu gibi yine Solaise ve Glacier Express’leri kullanarak çıktığımız tanıdık pistlerde biraz ısınma turları attık, GoPro kameralarla video çekimi yaptık. Öğlene doğruLeissieres Express telesiyejini kullanarak dağın yeni bir yamacına geçmeye karar verdik. Bu telesiyejle tırmanırken zirveye ulaştıktan sonra muhteşem bir manzara bizi bekliyordu. Tam bir roller coaster havasındaydı, yamacın aşağısına kadar telesiyejle eğlenerek indik.

Aslında bugünkü amacımız Val-d’Isère bölgesinin doğusunda (kayak haritasında sol yukarda) kalan en yüksek tepeye çıkmak. Hedeflediğimiz zirveye giden güzergah çok basit değil. Ufak pist inişleri yapıp yeni bir telesiyeje binerek birkaç aktarma yapılması gereken uzun bir yolculuktan sonra en tepeye varabiliyorsunuz. Diğer yamaca geçip biraz aşağıya kaydıktan sonra Col telesiyejine bindik. Bundan indikten sonra yine kısa bir pist inişi ve Cema telesiyejine binerek biraz daha yukarı tırmandık. Son olarakCascade Express telesiyejiyle de 3000 metre seviyelerini geçmeyi başardık. AmacımızMontets isimli en zirvedeki telesiyeji de kullanarak 3500 metreye çıkabilmekti. Ancak oraya vardığımızda bunun bir teleski olduğunu ve en zirveye gitmenin harita üzerinde gözüktüğü kadar çekici olmadığını farkedince Cascade Express’ten inip Pissaillaspistinde kaymaya karar verdik. Bu pistin sonundaki kafede öğlen yemeğimizi yedik.

Yemekten sonra, bölgenin bu tarafına gelmemizin asıl nedeni olan upuzun maviMangard pistine giriş yaptık. Kıvrımlı ve dolanan bu pist Val-d’Isère bölgesinin en doğusunda (haritada en solunda) bulunan Le Fornet kasabasına iniyor. Ölçümlerimize göre bu pistin uzunluğu 5 kilometreye yakın! Bayağı keyifli, inmeye doyamadığımız bir pist oldu diyebiliriz. Bu pisti sevdiğimiz için hemen bitişindeki Fornet teleferiğiyle yukarı birkaç kez çıkarak tekrar tekrar kaydık. Sonunda da Le Fornet’den otobüse binerek Val-d’Isère’e döndük. Ama gün henüz bitmemişti. L’Olympique’e atlayıp yukarı çıktık. Bazılarımız önceki gün de uğradığımız mekan La Folie Douce’e yönelirken o sırada parti ortamı çekici gelmediği için biz son bir kez daha kayıp fazla geç olmadan odamıza döndük.

Bu akşam dünkünden farklı olarak odaya girdiğimizde sıcak su vardı, biz de hemen duşumuzu aldık. 1-2 saat kestirdikten sonra yemek yemek üzere odamızın hemen karşısında bulunan Crepe Val’s isimli şirin dükkana girdik. Burası lüks bir restorandan ziyade ufak bir kafe. Diğer turistik mekanlara göre daha yerel bir havası var. Mekanın sahibi ve aynı zamanda aşçısı olduğunu anladığımız kişi, yabancı olduğumuzu görünce bizimle çok yakından ilgilendi. Adından da anlaşılabileceği gibi buranın spesiyali krep.Galette ismi verilen, kapalı pizza şeklinde anlatabileceğimiz yemek seçenekleri bulunuyor menüde. Normal pizza da bulunuyor. Ama bunların hepsi sac tava üzerinde elle açılan incecik kreple yapılıyor. Biz, ismini aşçının adından aldığını düşündüğümüz ve en çok tavsiye edilen Alex isimli galette’i denedik. İçinde irice kıyılmış et parçaları ağırlıkta olmak üzere farklı birçok malzeme vardı, lezzetine bayıldık diyebiliriz, buraya gelecek olanlara öneririz. Ardından da tatlı olarak içi yine bayağı dolu gözükenSuperschuss krepinden aldık. Nutella, muz, ananas, krem şanti, vanilya dondurma aklımızda kalan bazı malzemeler diyebiliriz. Ortamın hem ambiyansı hem de lezzeti bizi mest etti, kızlar kalkmak istemediler neredeyse  Çıkarken Türk olduğumuzu farkeden sahibi tarafından “İyi akşamlar” ile uğurlandık ve yüzümüzdeki gülümselemeler iyice artmış vaziyette odamıza yöneldik. Gece eğlencesine çıkasımız gelmediği için 22:30 gibi erkenden yattık ve güzel bir uyku çektik.