Blog yazarı: Duygu – Koray Koyunpınar
Tarih: 28.01.2013
yazının orjinal adresi: http://www.bizemikalsin.com/tin-tin-kaydik-tignesde/

19-26 Ocak 2013, Val-d’Isère, Fransa.

22 Ocak Salı

Önceki gece gruptan kimse dışarıya çıkmadığı için sabah erkenden 09:00′da pistte buluşma kararı alınmıştı. Biz de hem bu nedenle, hem de kahvaltı malzemiz kalmadığı için 07:00′de kalktık. Duygu ve Nihan birlikte markete gidip alışveriş yaptılar. Çeşit çeşit peynirler ve ekmekle birlikte döndüler ve güzel bir kahvaltı yaptık. Kahvaltı sonrası telsizlerimizden haberleşerek 09:30 gibi piste çıktık ama grubun toplanması ve yola düşmemiz yine 10:00′u buldu maalesef.

Bugünkü hedefimiz Tignes, yani dün gittiğimiz yönün tam aksine doğru ilerleyeceğiz. Buradaki nihai amacımız da, yine bölgenin en yüksek tepesi olacak: 3500 metredeki Le Grande Motte tepesi. İlk iş yine L’olympique’e binip, ardından 3J pistinden kayarak Borsat Express telesiyejine ulaştık. Bunu kullanarak çıktığımız Col de Fresse tepesinden aşağıya Fresse ve Prariond pistlerini kayarak Val Claretkasabasına vardık. Prariond bayağı uzun ama birçok düzlük içeren bir pist, dolayısıyla ekipten sık sık durup board çıkarmak zorunda kalanlar oldu.

Val Claret’te yapmayı planladığımız ilk şey, haritada ilgimizi bir hayli çeken Funiculaire Grande Motte‘ye binmekti. Bu yine füniküler tipinde bir ulaşım aracı, ki zaten binilen ilk istasyon yerin altında bulunuyor. Tamamen dağın altında olacak şekilde çok uzun bir mesafe seyreden bir hat. Ayrıca düz değil, kavis çizen bir yolu var. Son derece hızlı gitmesine rağmen bir seferi 15 dakika sürüyor, fünikülerin gerçekten ne kadar uzun olduğu anlaşılabiliyor böylece. Çok başarılı bu teknolojik araç karşısında ağızlarımız bir kez daha açık kaldı ve tüm emeği geçenleri takdir ettik haliyle.

Bu füniküler bizi 3030 metredeki Ski d’Ete tepesine kadar çıkarttı. Amacımız bundan sonraki Grande Motte telesiyejini de kullanarak 3450 metreye kadar çıkmaktı ama maalesef oraya vardığımızda telesiyejin kapalı olduğunu gördük. Mecburen bulunduğumuz yerden aşağıya kaydık. Dahu, Face, Double M ve Cirse pistlerini kullandık. Haritada kırmızıyla gösterilmiş olmalarına rağmen birçok mavi pistten bile daha kolay denebilir bunlar için. Bu güne kadar kaydıklarımız arasında en beğenilen, en zevkli pistler oldular. Grubun ortalama tecrübe seviyesi için eğim ve kar durumu idealdi. İleri seviye olanlarımız, pist boyunca kendilerine birçok ufak rampa buldular ve hoplaya zıplaya aşağı indiler. Orta seviye olanlarımız da hem hızlarını hem de tekniklerini geliştirme fırsatı bulmuş oldu. Önceki gün yağan karın da sayesinde pistler mükemmele yakın vaziyetteydi.

Bu inişten sonra tekrar füniküleri kullanarak çıktığımız tepede öğlen yemeğimizi yedik. Hava çok güzel olduğu için kafeden aldığımız yemekleri dışarıda yedik. Kafenin önünde bulunan şezlong sandalyelere oturup neredeyse güneşlenerek yemek yedik diyebiliriz. Ancak havanın soğukluğu, biramızın köpüğünü dondurarak kendini belli etmeyi başarıyordu.

Yemekten sonra tekrar uzun ve keyifli pistlerden iniş gerçekleştirdik. Daha sonra Tignesbölgesinin batı (haritada sağ) yamacına tırmanan Tichot ve Grattalu telesiyejlerine binerek Col du Palet tepesine ulaştık. Buraya çıkarken yukarıdan kocaman birsnowpark gördük ancak kapalıydı. Zaten açık olsa da girmeye cesaret edemezdik, zira devasa rampalar bulunuyordu. Ama içindeki tüm oyuncakları ve düzeniyle birlikte çok başarılı gözüken bir snowpark’tı. Col du Palet’ten, Signal ve Carline pistlerini kullanarak tekrar Val Claret’e indik. Bazı arkadaşlarımız Carline pistinin sonunda bulunan half pipe‘a girdiler. Sonradan anlatıklarına göre çok da keyifli olmuş.

Carline pistini indikten sonra ikimiz diğer arkadaşlardan koptuk ve Les Lanchestelesiyejini kullanarak Double M pistinin başına çıktık. Bu sırada telsizden haber veren arkadaşlar Val Claret’de bizi beklediklerini söylediler. Biz ne kadar elimizden geldiğince aceleyle inmeye çalışsak da bu Double M ve Cirse pistlerinin uzunluğu gerçekten takdire şayan, aşağıya tüm hızımızla kaymamıza rağmen 15 dakika civarında beklettik insanları. Ama indiğimizde onların hiç de bizi bekler bir hali yoktu. Gayet kendi aralarında eğlenceli aktivitelere girişmişler, hatta bize sonradan izlettikleri aşağıdaki şu Angry Birds videosunun çekimi ile meşgul olmuşlardı

Bu saatten sonra eve dönüş yoluna geçme zamanı gelmişti. Val Claret’ten Val-d’Isère yönüne doğru çıkan Bollin ve Claret isimli 2 telesiyej var. Bunların özelliği, biniş noktasında dipdipe, hatta birbirlerine yapışık olmaları. Val-d’Isère’e gitmek isteyenler Bollin’e, tekrar kayıp Val Claret’e inecek olanlarsa Claret’e biniyor. Ancak bindikten sonra farkediyorsunuz ki iki telesiyejin sandalyesi de aynı hat üzerinde devam ediyor. Yolun ortasında Claret’in sandalyeleri sola doğru dönüp ayrı bir hatta ayrılırken Bollin’in sandalyeleri düz şekilde kendi hattında devam ediyor. Biz tabi bunu önceden bilmediğimiz için Claret’in dönüşüne yaklaştığımızda panik olup sandalyenin ayaklığını kaldırmaya çalıştık. Neyseki yanımızdakiler engel olup bizim sandalyemizin düz gideceğini söylediler. Bir kez daha ilk defa gördüğümüz bir teknolojiye tanıklık ederek hayranlık içinde kaldık.

Telesiyejden indikten sonra Col de Fresse pistini kullanarak parti mekanına indik. Bu noktadan sonra Duygu partiye yönelirken ben Mont Blanc telesiyejine gittim. Buraya varmadan önce sol tarafta çok güzel bir vadi bulunuyor. Uzun ve derince olan bu vadi resmen doğal bir half pipe oluşturmuş. Sarp’la birlikte buraya girdik. Önümüzdeki sağlam board’cuların süper hareketlerini izledikten sonra biz de buradan kayıp Mont Blanc telesiyejine bindik. Sonrasında partinin de çok zevk vermemesi üzerine,Criterium pistini kullanarak en aşağı inip otobüse bindik ve kasabaya geri döndük.

Akşam duşlarımızı aldıktan sonra Nihan ve Duygu K. tarafından yapılan domates soslu makarnamızı şarap eşliğinde yedik. Ardından yine ufak bir market alışverişi için dışarı çıktık ve dönüşte wi-fi internet kullanımının bulunduğu Quicksilver mağazasının kafe bölümüne oturduk ve 2 saatimizi facebook’ta geçirdik  Burası hakkında biraz daha detay vermek gerekirse: markete yakın bir noktada Quicksilver-Roxy mağazası bulunuyor ve bu mağazanın içerisinde güzel bir kafe-restoran mevcut. Hem yiyecek içeceklerin fiyatları uygun hem de free wi-fi var. Biz bir nevi öğrenci mekanı gibi keşfettik burayı. 2 Euro’ya bir kahve söyleyip saatlerce istediğiniz gibi wi-fi kullanabiliyorsunuz.

Market erzaklarımızı eve bıraktıktan sonra arkadaşlarla buluşup Mull-It grubunu seyretmek üzere Moris Pub‘a gittik. 1996 kuruluşlu İngiliz grup, önceden kendilerini izlemiş arkadaşlarımızın övdüğü kadar varlar. Modern ve klasik rock arası gidip gelen bir repertuara sahipler. Gece 01:00′e kadar süren programlarını zevkle dinledik.

23 Ocak Çarşamba

Sabah 8:00-8:30 gibi kalkıp bu sefer daha güzel bir kahvaltı hazırladık. Duygu’nun yumurta, emmental peyniri ve domuz jambon kullanarak yaptığı muhteşem bir omlet kahvaltımıza renk kattı. Sonra 9:30 gibi buluşup kendimizi pistlere vurduk. Bugünkü hedefimiz yine Tignes bölgesi. Dün kaymadığımız farklı pistlere gitmek niyetindeyiz. Tignes’e giderken yine L’Olympique telesiyejini kullanırken Fatih’le ben altımızda kalan görüntüden gaza gelerek yine aynı isimli siyah zorluktaki uzun ve dimdik L’Olympiquepistinden bugün artık kayalım dedik. Diğer arkadaşlarımız Tignes’e doğru seyrederken biz telesiyejden iner inmez dibinden başlayan olimpiyat pistinden kaymaya başladık. Kayakçılar için çok zevkli olduğu belli olan bir pist ama biz de yeterince zevk aldık. Daha taze kar olsaydı daha da zevkli olurdu ancak 2 gün önce yağmış olan kar bile bizim için yeterliydi.

Sonrasında arkadaşlarımızı yarı yolda yakaladık. Bu sefer Borsat Express’i kullanmamaya karar verdik, zira dün onun inişinden sonraki pistin düzlüklerinde bayağı zorlanmıştık. Bunun yerine Diebold ve Verte pistlerini takip ederek Tommeuses telesiyejinin dibine indik. Bu bizi Val-d’Isère ve Tignes bölgelerinin sınırı sayılabilecek Toviere tepesine çıkardı. Telesiyejden indikten sonra gerçekten öngördüğümüz gibi zorlanmadan Val Claret kasabasına indik. Oradan sırasıyla Tichot ve Grattalu telesiyejlerini kullanarak yukarı tırmandık. Grattalu telesiyejinin sağında ve solunda kalan snowpark’ların bugün açık ve kullanıma hazır olduğunu gördük. Sabah yola çıkarkenki hedefimiz Col du Palet tepesinden sonra biraz daha ileri gidip yeni pistler keşfetmekti ancak snowpark’ların bu çekici halini gördükten sonra kararımızı değiştirdik ve özellikle Sarp, Fatih, Burak, Gülşah ve ben rampalardan atlamaya gittik. Rampalar, Türkiye’de henüz rastlayamadığımız şekilde farklı zorluk derecelerinden oluşuyordu. Küçük, orta ve oldukça büyük yüksek rampalar mevcuttu. Hepsi kurallarına göre hazırlanmış son derece muntazam rampalardı. Mesela biz önce orta büyüklükteki rampalarda boyumuzun ölçüsünü aldıktan sonra daha ufaklara yöneldik. Parkta bunlar dışında box ve rail’ler de bulunuyordu. Gerçi hiçbirimiz bunlara girmeye cesaret edemedi ama çok düzgün gözüktüklerini söylebiliriz.

3-4 tur Grattalu’dan çıkıp parklarda oynaştıktan sonra Le Palet isimli kafede öğle yemeğimizi yedik. Bu kafedeki fiyat-performans oranını çok beğenmedik diyebiliriz. Snowpark’a daha fazla girmek isteyenimiz olmadığı için öğle yemeğinden sonra asıl hedefimize yöneldik. Col du Palet tepesinden Le Mur pistini takip etmeye başladık. Grubun çoğunluğu Lac pistini kullanarak Grand Huit telesiyejinin dibine inerken Burak, Gülşah, Fatih, Kerem ve ben Lac pistinden ayrılıp bol kara girdik. Bu bol kar inişinden sonra kafamızı kaldırıp arkamıza baktığımızda kayalıklar ve dik yamaçlardan oluşan bir bölgeden inmiş olduğumuzu farkederek görüntüden mest olduk. Kayışımız tehlikeli değildi aslında ama indiğimiz yerden bakınca görüntü öyle söylemiyordu :)

Grand Huit telesiyejinden sonra L’Aiguille Percee tepesine çıkan aynı isimli telesiyejin dibine kaydık. Bu tepede ilginç şekillere sahip kayalıklar bulduk. Pistten hemen kaymak yerine kısa ama dik bir yamacı yürüyerek tırmanıp bu kayaların dibinde fotoğraf çektirmeye niyetlendik. Ancak bu çok dik yamaca maalesef herkes tırmanamadı ve şekilden şekle girip kayıp düşerek zaman ve enerji kaybettik. Çıkabilenler ve yarı yolda kalanlarla da olsa bir fotoğraf çekmeyi başardık.

Bundan sonra mavi Corniche ve kırmızı Bleuets pistlerini uzun uzun kayarak Val Claret’in biraz aşağısında kalan Tignes-Le-Lac isimli küçük ve şirin bir kasabaya indik. Daha çok orta-üst yaş ve aileli turistlere hitap ediyor gibi gözüken bir kasaba. Gliss-Park isimli ufak bir gölcük var içinde. Biz gördüğümüzde donmuş haldeydi ancak sanırız yaz aylarında burada su aktiviteleri yapılıyormuş. Gölün etrafında köpekli kızaklarla gezintiler yapılan yollar kasabının şirinliğine şirinlik katıyordu.

Buraya gelene kadar kaybettiğimiz zaman dolayısıyla artık dönüşe başlamamız gerektiğini farkettik, saat 15:00′i geçmişti. Kasabadan Val-d’Isère yönüne doğru çıkan uzun Aeroskiteleferiğine binerek Toviere tepesine çıktık. Toviere tepesinden Creux pistini kayarak Mont Blanc telesiyejine indik. Buradan sonra grup ikiye ayrıldı ve bir kısmımız partiye giderken diğerlerimiz aşağı kayışa devam etti. Duygu ve ben kayan gruptan da ayrılarak farklı pistleri kullanmaya karar verdik. Verte pistini takiben Triffolet pistine girdik. Bu seçimimizde yanılmadığımızı farkettik zira gayet keyifli bir pistti. Aşağıya, La Daillebölgesine indiğimizde saatin henüz 16:00 olduğunu farkedip liftler kapanmadan, ki çoğu 16:30′da kapanıyor, bir çıkış daha yapalım dedik. Bunun üzerine Daille teleferiğine bindik. Bu çıkışımızın inişindeyse tamamen Verte pistini kullandık ve bitişinde otobüse atlayıp odamıza döndük.

Odaya girişimizden 5 dakika sonra gün boyunca bizden ayrı kayan Duygu K. ve Nihan da geldiler ve Duygu’nun sakatlanmış olduğunu gördük, sağlık merkezinden geliyorlardı. Kayarken düşüp bileğini burkmuştu. Ancak sağlık merkezinde detaylı röntgen çekilemediği için kırık olabileceği ve hemen müdahele edilmesi gerekebileceği söylenmiş kendisine. Bu olay sayesinde kayak tatilinde yurtdışı sağlık sigortasının önemini görmekle birlikte aslında nasıl kullanılması gerektiğini pek de bilmediğimizi farkettik. Bu gibi acil durumlarda ihtiyacımız olabilecek telefon numaralarını en baştan hazırlamak gerekiyor öncelikle. Neyse ki internet ve bizi buraya getiren otobüs acentesinin yardımıyla Duygu K. eve dönüşünü organize etti. Uçak biletini değiştirdi ve ertesi sabah kendisini odanın önünden alacak özel bir araç ayarladı. Türkiye’de gerekli tedaviyi görmek üzere buradan ayağı alçılı bir vaziyette ayrılacak.

Bu arada Koray, Kerem’in haber verdiği Airboard adı verilen aktiviteye katılmak üzere odadan çıkıyor. Akşam üzeri minik bir pistte hava yastıkları üzerinde yüzüstü kaymaca eğlencesi :) İlk bakışta hiç de öyle gözükmemesine rağmen kayarken beklemediğiniz kadar eğlenebileceğiniz bir aktivite. Val-d’Isère’de hafta boyu bu ve buna benzer çeşitli etkinlikler oluyor. Bunları buraya gelmeden önce inceleyebileceğiniz gibi, telefonunuza indireceğiniz Val-d’Isère uygulamalarında da her an bulabilirsiniz. Örneğin Iphone için şu linkteki uygulamayı biz tüm hafta boyunca başta skimap amaçlı olacak şekilde kullandık. Tamamen offline çalışabilen bir uygulama. Şiddetle tavsiyedir: Val d’isère Ski Guide

Bu akşam yemek için yine grupla birlikte çıkıyoruz. Önceki seneden tecrübeli arkadaşlarımızın tavsiyesiyle Chez Paolo Pizzeria‘ya gidiyoruz. Burada fiyatlar normal, lezzetler süper. Gerçek bir İtalyan restoranında olduğumuz için tabi ki pizza sipariş ettik ve bayağı başarılı bir pizza yedik. Bunun dışında risotto‘sunu de denedik ve o da gayet güzeldi. Çoğunluğu İtalyan olan geniş bir şarap menüsü var. Günün şarabı olarak önerilenden içtik ve herkes bayıldı diyebiliriz. Bazı arkadaşlar tatlı da söyledi ve gerçek İtalyan tiramususu çok başarılı bulundu. Paolo’daki zamanımız güzel yemekler ve güzel şarap eşliğinde o güne kadarki board maceralarımız hakkında sohbet ederek geçti. Uzun uzadıya oturup grupça kaynaştığımız bir akşam oldu.

24 Ocak Perşembe

Bugün yine Tignes’e gidiyoruz, zira kaymaktan en çok zevk aldığımız pistler orada. Genelde önceki gün kaydığımız pistleri kullandık bugün de. Bugüne özel bahsetmeye değer bulduğumuz, Val Claret’te öğle yemeğini yediğimiz Le Carline isimli kafe var. Fiyatları uygun, hotdog 5 Euro, panini 6 euro, hamburger 7 euro. Hava da çok güzeldi. Bulutsuz masmavi bir gökyüzünün altında kafenin şezlonglarına serilip keyif yaptık. Yemeklerimizi aldığımız yer de dışarıdaki fastfood kısmıydı. Burada çalışan arkadaş rastalı, sneakers ayakkabı giyen eğlenceli bir tipti. Ortamda çalan alternatif rock müzik de bizi ayrıca mest etti :)

Akşam yemeği için 2 gün önce gittiğimiz krepçiye gittik ama bu seferki amacımız galette veya krep yemek değil, raclette denen İsviçre’ye özgü bir peynir atıştırmacası. Özel bir bir ısıtma cihazına çeyrek tekerlek raclette peynirini koyup eridikçe üzerinden bir spatula yardımıyla sıyırıp alıyorsunuz. Yanında soğuk aperatif olarak jambon çeşitleri, yeşillikler ve ufak turşucuklar getiriyorlar. Raclette’nin porsiyonu 25 Euro. Başka mekanlarda bu fiyat 30′u geçebiliyor. Porsiyonun içine aperatif malzemeler de dahil. Dolayısıyla çok çok aç değilseniz bir porsiyon söyleyip 2 kişi paylaşabilirsiniz, zira jambonlar vs. yeterince bol geliyor. Peynir zaten kocaman bir parça, ondan yiyebildiğiniz kadar yiyebiliyorsunuz, ki zaten bitiremiyorsunuz da.

Yemekten sonra Burak’ların evinde buluştuk grup olarak. Sarıkaya ailesi hariç 12 kişi oradaydık. Çoğunluk evdeki stokları tüketircesine şarap içti, kimimiz viski ile devam etti. Hazır mojito ve pina colada kokteyllerinin de icabına bakıldı. Tam her şey kontrol altında gidiyordu ki, Fatih’in duty free’den aldığı Jack Daniel’s Tennessee Honey (bal likörü), “aa bu da neymiş, bi tadına bakalım” şeklinde açılmak suretiyle ortama akıverdi ve herkesin dengesini dağıttı. Zaten şişenin açılış ve tadım şekli direk şişeyi kafaya dikmek şeklinde oldu. Bu noktada işlerin kötüye gideceğini anlamamız gerekiyordu aslında :)Bal likörünü herkes sevdi, 12 kişinin 12′si de.. ve çok kısa bir sürede, tahminen yarım saatte koca 1 litrelik şişenin dibi görüldü. Böylelikle dışarı çıkıp eğlenmeye devam etmek için kafalarımız ideal bir hale gelmiş oldu.

Evde yükünü alan Angry Boards ekibi, ününü daha önce duyduğu Doudoune Club‘a yöneldi. Burası Daille bölgesinde bulunan gayet büyükçe bir gece kulübü, bizim evlere yürüme mesafesinde. 10 Euro giriş ücreti, 2 Euro vestiyer ücreti var. Kaliteli müziklerin çaldığı son derece eğlenceli bir mekan. Bu kadar eğlenceli bulmamızda kafalarımızın güzel olmasının da etkisi varmıştır belki ama Val-d’Isère’de bizim gördüğümüz en kaliteli gece mekanı olduğu için tavsiye ediyoruz. Bizzat gidip görme fırsatımız olmadı ancak buna benzer kalitede bir de Dicks Tea Bar varmış.

Dönüşte kafalar iyice uçuk bir şekilde, normalde 5 dakika süren yolu, kaybolup kendi etrafımızda daireler çizerek katedip 25 dakikada ancak girebildik eve. Yatmamız 04:00′ü buldu. Bu da zaten ertesi günkü kayak performansımızı etkileyecek bir durum olacaktı.

25 Ocak Cuma

Bugün kayacağımız son gün. Ertesi gün eve döneceğiz. Ekip dün akşamki muhteşem performansı yüzünden 11:00′de ancak toplanabiliyor pistin önünde. Çoğunluk gününü Glacier bölgesinde, pek de kaymadan, daha çok kafelerden birinde güneşlenerek geçirirken Koray, Duygu ve Sarp üçlüsü Tignes’in Val Claret kasabasına gidiyoruz. Bu arada bugün Sarıkaya ailesini sadece Sarp temsil ediyor, Yeliz ve Mahinur yorgunluk ve hastalık sebebiyle dışarı çıkamamış durumdalar. Bizim de board performansımız önceki günleri aratıyor. Geç çıkmamıza rağmen 1-2 saat kaydıktan sonra pilimiz bitiyor ve dönüş yoluna geçiyoruz.

Bugün kötü ve az kaymamıza rağmen yeni yerlere de gitmeyi başarıyoruz aslında. Tignes’e ilk geçtiğimiz gün çıktığımız Ski d’Ete tepesinden sonra bölgenin en yüksek zirvesi olan Le Grande Motte‘ye, 3500 metreye çıkan telefereğin bugün açık olduğunu görüyoruz, dolayısıyla Val Claret’ten fünikülerle Ski d’Ete tepesine çıktıktan sonra bir de Grande Motte telefereğini kullanarak 3456 metreye ulaşıyoruz. Bu teleferikten biraz bahsetmek gerekirse, burada bindiğimiz en heybetli teleferik diyebiliriz. Kendisi yaklaşık 100′e yakın insan alabiliyor ve 9 tonun üzerinde taşıma kapasitesi var. Heyhula gibi bir şey yani. Zaten çıktığı yer çok rüzgarlı bir tepe. Büyüklüğü ve ağırlığı sayesinde fazla sarsılmadan insanları zirveye taşıyabiliyor.

Grande Motte telefereğine binişte 10-15 dakika sıra beklemek durumunda kaldık. Çıkılan tepe de son derece soğuk ve rüzgarlı. Bugün hava yine tamamen güneşli olmasına rağmen bu zirvenin rüzgarı insanı donduruyor. -20′leri görüyoruz burada, ki 500 metre aşağıda 10 derece daha sıcak olabilir hava. Ama tüm bunlara rağmen buraya gelen herkese buraya çıkmalarını tavsiye ediyoruz. Çünkü rakımı yaklaşık 3500 metre olan bu zirveden harika bir manzara seyredilebiliyor. Espace Killy bölgesinin neredeyse bütün tepeleri ayaklarınızın altında. Çok soğuk olmasına rağmen hızlıca panaromik birkaç fotoğraf çekiyoruz. 3456 levhasının altında da fotoğraf çekiliyoruz ve daha fazla donmadan aşağıya kaymaya başlıyoruz.

Yorgunluğumuz sebebiyle bugün 15:30-16:00 gibi kısmen erken bir saatte paydos ediyoruz. Bugün Çarşamba günkü Airboard etkinliğinden yine var, o gün deneyemeyen Duygu için gidiyoruz. Önce birlikte bir tur kaydıktan sonra Duygu çok sevdiği için tekrar tırmanıp bir tur daha atıyor. Hatta bu ikinci turunda hızını alamayıp filelere giriyor :)Ardından İstanbul’a götüreceğimiz peynir ve şarapları almak üzere markete gidiyoruz ve sonra Duygu’yla ben evde başbaşa makarna şarap keyfi yapıyoruz, Nihan bize katılmıyor.

26 Ocak Cumartesi

Cumartesi günkü dönüş yolumuz için anlatmaya değer pek bir şey yok ancak gruptaki muhabbetin ana konusunu tahmin etmek güç olmasa gerek. Özellikle ilk defa yurtdışında kayak tatiline çıkan biz gibiler, bu haftadan çok etkilenmiş durumda ve genel kanı artık Türkiye’deki tesislerde kaymaya kolay kolay gidemeyeceğimiz, gitsek de pek zevk alamayacağımız yönünde. Val-d’Isère hakkındaki güzel anılarımızı birbirimize defalarca anlata anlata önümüzdeki yıllar için de iyice gaza geliyoruz. Bu tatilimizin güzel bir başlangıç olduğundan eminiz ve Angry Boards efsanesinin doğuşunu sağlayan grubun bir parçası olmaktan gurur duyarak evimize dönüyoruz.